İnek olma travması!

Travma bir biliş halidir. Hayatın, daha önceden kimsenin yaşamadığı bir duygu halini zorunlu bir öğretme halidir. Bu bir işkence olabilir, bir ölüm olabilir belki aşk acısı kadar (diğerlerine kıyasla) basit bir şey olabilir. Ama her haliyle, zorunlu bir müfredattır. Üstelik çoğu zaman nasıl size verildiğini bilmediğiniz bir ders gibidir. Bu ders hayatınızın bir çok çepherine girer; özel hayatınıza, aile hayatınıza, sosyal diyaloglarınıza ve düşüncelerin en derinine. Bir zaman unuttum sanırsınız, sonra bir kabusla hayatınızda yeniden beliriverir. Soluk soluğa uyanırsınız ve yeniden hatırlamanın o derin acısını içinizde yaşarsınız. Yeniden unutturacak bir şeylerin çıkmasını bekleyerek.
Zygmunt Bauman şunu söylemiş bir zamanlar: “Bildiklerimize katlanmak zor geldiği zaman tek kaçış yolu, bildiklerimize bizi rahatsız eden şeylere davrandığımız gibi davranmaktır. Bizi rahatsız eden şeyleri uzaklaştırırız, izlerinden veya iğrenç görüntülerinden daha az etkilenebileceğimiz bir mesafeye koyar onları, saklarız. Rahatsız edici düşüncelerin bastırılması gerekir.” Temelinde bir travmalar toplumunun içinde yaşıyoruz. Hayatımızın her anı travmalarla örülü; trafik, özel hayat, iş hayatı, gündelik siyaset ve canımızı yakan diğer konular; faili meçhuller, katliamlar, terör. Temelde ise travma sonra stresimizi “unutarak” yaşamayı seçiyoruz; streslerimizden hayaletler yaratıp bir gün yeniden canlanmalarını bekleyerek ve de unutturacak yeni konuların çıkmasını bekleyerek. Rahatsız edici düşüncelerin bastırılması lazım bu ülkede. Nasılsa bir gün neyi nasıl savunduğumuzu dahi unutur hale geleceğiz.
Çelik’in düşünce suçu üzerine ölümsüzleşen bir aforizmasından feyz alalım: “Terörle mücadele şubesini bir ineği düşüncesinden dolayı gözaltına alırken hiç görmedim.”
Travmasını sevdiğimin ülkesinde karakola düşmeyen inek olmak ancak rahatsız edici düşünceleri bastırarak olur.
 
Yaşasın inek olma travması ve onun hain işbirlikçileri!  
 
Reklamlar

İnek olma travması!” için bir yanıt

Add yours

  1. Çelik Erişçi'nin yazısını ilk okuduğumda "Düşünce suçu ayrı bir konu ama düşünmeden köşe yazısı yazmak suç sayılmalı" diye düşünmüştüm. İşkence suçu.Ama sizin yazınızı okuyunca, Bauman'ın "Bizi rahatsız eden şeyleri uzaklaştırırız, izlerinden veya iğrenç görüntülerinden daha az etkilenebileceğimiz bir mesafeye koyar onları, saklarız. Rahatsız edici düşüncelerin bastırılması gerekir." cümlesi nedense Nazım Hikmet'in çok güzel bir şiirini aklıma getirdi."Büsbütün unuttum seni eminim Maziye karıştı şimdi yeminim Kalbimde senin için yok bile kinim Bence sen de şimdi herkes gibisin "Aşk ile ilgili bu yöntemi, belki hayatımızın unutmak istediğimiz bir çok travmasında kullanabiliriz: unutmak yerine sıradanlaştırmak. Bedeli Çelik'in köşe yazıları ile yaşamak bile olsa. Kimbilir belki Nazım Hikmet 20. yüzyılın başından, 21. yüzyıldaki bizlere bir kez daha yol göstermiştir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: