BIR SKANDALDAN NOTLAR: SEÇIM KAMPANYALARINA DESTEK SORUNU

Gideon Rachman /FINANCIAL TIMES

27 Nisan 2007

William Hague, İngiltere Muhazafakar Partisinin lideriyken önemli bir işadamıyla tanıştırılır. Tories’e milyonlarca poundu vereceğini vaat eden kodaman işadamı iki önemli noktanın üzerinde durur: ilk olarak, vereceği maddi desteğin karşılığında adının anılmasını istemiyordur ve parti politikalarını da yönlendirmek gibi bir arzusu yoktur. Bir sessizliğin ardından Hague sorar, Adınızı tekrar söyleyebilir misiniz? Sanırım yanlış anladım, yoksa Noel Baba mı?

İngiliz işadamından daha normal bir tavrı, adı 1990’larda ABD finans skandalının ortasında olan Charles Keating gösterir. Keating’e, politikacılara verdiği milyonlarca dolar desteğin, opartinin politikalarını etkileyip etkilemeyeceği konusunda görüşleri sorulduğunda yanıtı nettir: Kesinlikle böyle olmasını umuyorum.

Siyasi kampanyalara maddi destek sağlamak, modern siyasal sistemin oldukça hassas ve tehlikeli bir yanını oluşturuyor. Partiler ve politikacılar ümitsizce her zaman paraya ihtiyaç duyuyorlar. Ancak maddi desteğin kaynağı ve etkileri politikacıların kariyerlerinin ve isimlerinin yok olması riskini barındırıyor. Bazı ülkelerde -İngiltere, Fransa, Almanya ve Amerika- kampanyalarda verilen maddi desteklerin yarattığı sorunlar sadece yerel olarak tartışıldı. Artık bu ülkelerin de birbirlerinde yaşadığı sorunlardan ders almasının vaktidir.

Ingiltere’de, Tony Blair’in başbakanlığının son bir kaç ayı ünvan için nakit skandalı nedeniyle bir kabusa dönmek üzere. Blair’in en yakın iki danışmanı, seçkin insanlara, İsçi Partisi’ne verilen maddi destek karşılığında Lordlar Kamarasında üyelik verileceği iddiasıyla tutuklandılar. Polis, Blair’in kendisini, bir tanık ya da şüpheli olmamasına rağmen, iki defa sorguladı. Scotland Yard ardından yaptığı dokundurucu açıklamada başbakanın tamamen işbirliği içinde olduğunu söyledi. Ne yapmasını bekliyorlardı, kaçmasını mı?

Manş’ın diğer ucunda, Fransa Başkanı Jacques Chirac hakkında da görevi bıraktığı zaman hakkında soruşturulma başlatılacağına dair spekülasyonlar dolaşıyor. Sorun yine partinin maddi kaynakları sorunu. Sorunun kökenleri Paris’te belediye başkanlığı yaptığı döneme dek uzanıyor. Ancak mayıs ayında görev süresi dolacak olan Bay Chirac’ın başkanlık dokunulmazlığı var. 2002 Başkanlık seçimlerinde, yeniden aday olan Chirac’ın muhalifleri, Chirac’ın posterinde Bana Oy Ver, Yoksa Hapse Giriyorum ifadeleriyle seçim kampanyasını yürütmüşlerdi.

Sorun bu noktaya taşınmayabilir. Ancak Blair ve Chirac’ın, sadece Almanya’ya bakmaları, kampanyaların maddi destek skandallarının nbir liderin ününü nasıl yerle bir edeceğini görmeleri için yeterli. Helmut Kohl’ün, Avrupa’nın devlet işleri için danışılan ve en saygı duyulan devlet adamlarından biri olarak kariyerini sonlandırması için haklı bir beklentisi vardı. Şimdiyse, görevinden ayrılmasından sonra ortaya çıkan Hıristiyan Demokrat Partinin adının karıştığı gizli fonlar nedeniyle gerçekten dışlanmış eski bir lider konumunda.

Amerika’da ise kampanya skandalları, yasa-dışı olandan çok yasal olan üzerinden patlıyor. Beklentiler, 2008 Başkanlık seçim kampanyasında harcanan miktarın 1 milyar doların üzerine çıkacağı yönünde. Bu da, her bir oyuncunun başkanlık yarış pokerinde masaya süreceği miktarın en azından 100 milyon dolar olacağı anlamına geliyor.

ABD’de, Hillary Clinton’ın yürüttüğü seçim kampanyası, bir zamanlar en iyi çözüm olacağı düşünülen kamu parasıyla seçim kampanyalarını finanse etme sorununu ortadan kaldırabilir. 1970’li yıllarda kabul edilen sistem, seçim kampanyasını güçlendirmek isteyen başkan adaylarına kamu fonlarını kullanma hakkını tanıyordu. Ancak Bayan Clinton, özel bağışlarla daha çok para toplayacağını ve bunları harcayabileceğini farke ettiğinden beri, diğerleri de onun yöntemini benimsemeye karar verdi.

Clinton’ların seçim kampanyası için aldıkları karar, kampanya-finansı reformu olarak kanunlaştırıldı. Bir sorunu çözmek için yapılan her kanun bir diğer sorunun çıkmasına neden olur. ABD’de durum aynen böyle oldu. Sıkı para (adaylara direk katkı verilmesi) üzerindeki kısıtlamalar hafif para’nın(parti kaynaklarına dolaylı yoldan para akıtılması) güçlenmesine neden oldu. Hafif para üzerindeki kısıtlamalar 527 grubun yükselmesine neden oldu (527, vergi kanunundaki bir madde), bu durumda, bir aday yerine belirli bir konu üzerine kampanya yapıldığı zaman verilecek destek limitsiz olabilecek..

İngiltere’de de İşçi Partisi, direk yardım yerine kredi(loan) alma fikrini çok cazip buldu. Çünkü, alınan kredilerin kamuya açıklanma zorunluluğu yoktu. Bu durumun, Blair’in ilk yıllarını lekeleyen çıkar çatışmalarından doğacak skandalların önünü keseceğini düşünmüşlerdi. Ancak kaçınılmaz olarak, sorun yine de çıktı.

Bir seçim kampanyası yönetmenin kuralları aşağı yukarı şöyledir; yolsuzluğu azaltmak, siyasal sistemin kapılarını dışardan gelenlere de açılmak; konuşma özgürlüğü üzerinde hereğinden fazla sınırlandırma koyulmaması. Bu noktada çıkan sorun, bu kuralların yaratacağı çatışmadır.

Şahısların, kendi düşüncelerini savunmak adına kendi paralarını seçim kampanyasına harcamalarını nasıl sınırlandırabilirsiniz? Eğer politikacıların özel bağışları kabul etmesinin yolunu açarsanız, onların sahibinin sesi olmayacağından nasıl emin olabilirsiniz? Ortaya çıkan durum, seçim kampanyası finansmanının evrensel olarak kabul edilecek kurallarının olmadığını ortaya koyuyor. Ve ayrıca sorunun tek yönlülüğünü vurguluyor çünkü bölgesel ve yerel tercihler birbirinden farklı olabilir. Örneğin İsveçliler, Teksaslılara göre siyasette kamunun kaynaklarının kullanılmasına daha olumlu yaklaşıyor.

Ancak yine de yukarıda söz ettiğim üç kural çoğunlukla uygulanabilir. Öncelikle, harcamaya bir sınır koymak pek gerçekçi değil çünkü politikacıların yasal delikler bulması ya da yasadışı yollara başvurmasına neden olabilir. En iyisi, seçilmek için milyonlar harcamayı gerektiren bu sistemi değiştirmek olmalı. En açık fikir, her bir adaya televizyonda -parasız olacak şekilde- zaman verilmesi. Amerika’da en çok seçim harcaması-internetle beraber durum biraz olsun değişse de yine- televizyon reklamlarına gidiyor.
Eğer adaylar yayına çıkmak için zamanı parasız kullanır veya direk kamu teşviği alsalar da, ortaya bunlara kimin değer vereceği sorunu çıkıyor. Geçmiş deneyimlere bakarak, seçimlerde bu durumun, içeridekilerin hileye başvurmasına yol açtığını söyleyebiliriz. Yeni adaylar, imza toplayarak halkın desteğini alırlar ve çok sayıda ufak bağışlar toplayabilirlerse, yeni durumu değerlendirebilirler. Üçüncü nokta ise açıklık ve şeffaflığın olmasıdır. Bay Blair’in tecrübe ettiği üzere, seçim finansmanının gizli kaynakları, değerinden daha ağır sorunların açılmasına neden olabilirler.

Son nokta. Polikacılar kanunlara uymalılar. Ancak eğer seçim kampanyasının kaynağı üzerine olan kanunları sıkça önde giden siyasetçileri suçluyorsa, sorun siyasetçilerde değil hukukun kendisinde aranmalıdır.

Not: 2007’de yaptığım bir çeviri, eski dosyalar arasından çıktı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: