Siber uzayda asılı kalmak

Yaklaşık on yılı aşkın bir süredir interneti kullanıyorum. Hepimizin başından geçtiği süreçlerden geçtim. Icq ile başladım bu maceraya. Chat yaparken klavye kullanmayı öğrendim. Sonra bilgisayarım çöktü. Yaklaşık 6-7 kere. Yeniden yükledi Can. Sonra msn vs girdi. Facebook bir milat gibi görünse de o kadar yeni ki…

Dial-up’dan 8 megabite. Vay be. Geçen gün 146 diye bir numaranın artık var olmadığını öğrendim. Oysa ne çok yazsa da ne güzel problem çözerdi zıt diye.

Bir başka gün, bir dost meclisinde diyelim, cep telefonunun hayatımıza girişinin izini sürdük. Önce çağrı cihazları gelmişti. PTT’den sinyal gönderilirdi. Tek sıra ekrandan bir mesaj okunurdu. Ardından araba telefonları gelmişti. Ne havalıydı! Üzerine de cep telefonu. Aselsan 1919 ve 1923 modellerini üretmişti. Dağ Başını Duman Almış çalardı melodisi. Diğerinde de Mozart ve Beethoven revaştaydı.

Siyah beyaz ekrana baktığım zamanlar, bir cep telefonunun içinden bu kadar şeyin çıkabileceğini düşünmezdim ki.

Bugün bu on bir yılda, telefonda söylediklerimi, chatte konuştuklarımı, e-maillerde gönderdiklerimi düşündüm. Gezdiğim siteleri, okuduğum yazıları düşündüm.

Ve karar verdim ki, hayatımın en üretken çağları siber uzayda asılı kalmış…Boşa magazine bakarak geçirilen zamanlarda, ekrana boş boş bakılan zamanlarda, kitap okumadan çalan zamanlarda…Minik dedikodular, flörtler, aşklar, arkadaşlıklarla… On bir yıl öylesine akıp geçmiş işte.

Bir tarihin tanığı olmuşuz aslında da neresinde durmuşuz orası belli değil. Pasif kanattaymışım ben mesela. İçerik üretmeden, üretilen içeriğin okuyanı olmuşum…

Ebruli gibi yayılan ama etkisi sınırlı mektuplar yazmışım. Siber uzaydan kalbe girdi mi o kelimelerim? O kelimeler kimbilir hangi dijital kodla anılıyor şimdi.

Siber uzayda asılı kalan bir geçmişim var. Muhtemelen senin de öylesi bir geçmişin var. Cep telefonları modelleri ve bilgisayar modelleri arasında gelip giden. Araya da bir hayat soktuğumuz…Her “an” duygusunu dışarı çıkararak tüm soğukluğuyla bir yerlerde kaydolmuş duruyor. Muhtemelen çoğu da bir polis-istihbarat arşivinde.

Yeni davranış kalıpları da icat ettik hep beraber. Sanal ve gerçek işte; dünyalarımızı da ikisi arasında bir şekilde harmanladık. Kimlikler icat etmeye başladık. Hangi kimlik nereye asılacak diye bekliyoruz şimdi.

Bunları da buraya yazıyorum; siber uzay bu yazdıklarım yine sana gidiyor! Kimbilir hangi kodlarla geri dönecek bu çok “anlamlı” sözlerim.

Not: Bu başlık Burak Cop’un bir sözünden çıktı. Sonra da yazı oldu. İyi ki de söyledi!

Reklamlar

3 thoughts on “Siber uzayda asılı kalmak

Add yours

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: