Röportajın tam metni

Sevgili Türey Köse’nin yaptığı 6 Şubat 2011’de Cumhuriyet’te yayınlanan röportajımızın tam metni. Gazetede kısaltılarak yer almış. Kopukluklar olmuş; buradan hepsini okuyabilirsiniz.


Um:ag Araştırmacı Gazetecilik Vakfı Koordinatörü Özge Mumcu, “babası” Uğur Mumcu öldürüldüğünde 11 yaşındaydı. Aradan 18 yıl geçti. Anma törenlerinde büyüdü. Bilkent Üniversitesi  siyaset bilimi ve kamu yönetimi bölümünü bitirdikten sonra SBF’de  master yaptı. Şimdi ODTÜ’de  doktora yapıyor.  18. Adalet ve Demokrasi Haftası etkinliklerinin ardından Özge Mumcu ile sohbet ettik.
 -Büyük bir acıyı bireysel olarak yaşamadınız, acınız kollektifleşti . Anma törenlerinde, mezarlıklarda, mahkeme salonlarında büyümek zor olmalı. Bu travmayı nasıl atlattınız?
Evet, dile kolay 18 yıl olmuş. Travmayı çok kolay atlatmamın nedeni olay yerini görmemiş olmam. O gün saldırı olduğunda ben evdeydim,  sesi duydum, anladım,  ama çıkmadım. Birebir yüzleşmedim.  Ben arabaya hep babamla beraber binerdim. Annem kapıyı kilitler arkadan gelirdi. O gün Prof.Dr. Kazım Ateş  bağırsak operasyonu geçirmişti, ona gidiyorduk. Ben gelmek istemiyorum, dedim. Babam kabul etmedi, ama ısrarcı oldum, annemi ikna ettim. O da babamı ikna etti,  ağabeyim de  Bulutsuzluk Özlemi konserindeydi. Ben sesi duyunca anladım, hemen gözümün önüne geldi, o sırada çok öldürülen vardı, Çetin Emeç, Muammer Aksoy, Musa Anter, Bahriye Üçok…Bir şeyler olacağını biliyorduk. Bir keresinde okuldan geldim, kapı açılmayınca “acaba silahlı saldırı mı oldu” diye düşündüğümü anımsıyorum. Ben babamı morgda görmek istedim. annem izin vermedi. Babam Almanya’dan çok severek aldığı bir elbise takım getirmişti, cenazede bunu giyeceğim, diye tutturmuştum mesela. Annem hem bizi hem de olayı çok iyi bir şekilde idare etti.
-Her gün evden çıkıp öldürülmüş babanın adını taşıyan parka bakmak, onun adını taşıyan sokakta- caddede yürümek nasıl bir duygu?
Çok zor, acın hep taze, bir türlü geride bırakamıyorsun.   Bilmeden davranış kalıpları edinmek gibi. 12 yaşında içşselleştirdiğim bir şey. Hiç kimseye üzüntümü göstermeyeceğim,  ağladığımı kimse görmesin derdim,hala da öyleyimdir… Ben dışarıda hiç ağlamadım, gece yarısı herkes gider, yorganı üzerime çeker hıçkıra hıçkıra ağlardım; ama sessiz olmaya çalışarak. Babamın öldürüldüğü yer şimdi yemyeşil bir park. Hayatımın o kadar büyük bir parçası oldu ki, çok özel bir şey duymuyorum. Orayı terk etmek kötü olurdu, o evden ayrılmadık. Babamın çalışma odası oradaydı, o ev içinde yaşamaya devam ettik. 18 yıldır her 24 Ocak’ta bir cenaze evi kuruluyor. Hiç de normal bir durum değil. İtalyan ailesi gibiyiz, teyzelerim geliyor. 3 teyzem var, her yıl ocağa geçer irmik helvası, sarma yaparlar, gelen siyasiler de yıllardır helva, sarma yerler.  
-Uğur Mumcu’nun kızı olmak bir tür misyon yüklenmek gibi de oluyor, değil mi?
Evet, çok misyon yükleyen bir şey. 20’li yaşlarımda, 25-26 yaşlarıma kadar çok kısıtladım kendimi. Yeni rahatladım. Özel hayatıma da ekstra ekstra ihtimam göstermem gerekti. Uğur Mumcu’nun oğlu, kızı şöyle davranmalı, diye bir beklenti var. Ama…. Zaman zaman da artık karikatürleştirilen bir Uğur Mumcu çıktı karşımıza.   3-4 yıl önce vakfın web sitesine bir video koydum, babamın 1992 yılındaki Berlin konuşması.  Youtube’a aktarmışlar. O konuşmada “Kürtlere kültürel hakları verilmelidir” diyor.  Bir çocuk babasına gönderiyor, sonra mesajlar dolaşmaya başladı “Uğur Mumcu’nun sesine montaj yapmışlar” diye. Babam güleryüzlü, kültürel çeşitliliği sahiplenen, karşısındakini incitmeyen, ama gerektiğinde belgeleriyle takır takır karşısındakinin canına okuyan bir adam.  Uğur Mumcu’nun Atatürkçülüğü, büst- heykel Atatürkçülüğü değil. Sadece Kemalist yönünü vurguluyorlar, o sosyal demokrat, sosyalizmi benimsemiş biriydi.
”Uğur Mumcu demokrasi şehidi değil” vb. yazıları okuyunca ne hissediyorsun?
Genç nesiller Emre Aköz’den feyz alıyorlarsa öyle bilsinler. Emre Aköz’ün life style yazarlığıyla yapamayacağını, babam yıllarını vererek yaptı. Herhalde Erdoğan’ın yanında sadece viski içerek demokrat olunmuyor. Mehmet Altan konusunda da söyleyeceğim şu: 18 yıl geçti, adam öldürülmüş, hala neyle savaşıyorsun? Babam yaşamında da Hem Sovyet ajanlığı, hem MİT ajanlığı, hem de CİA ajanlığıyla suçlanan yegâne de kişiydi. Sayın Altan suçlamalarını “kanıt”larıyla ortaya koysun madem bildiğini savunuyor.
“Veli Küçük’le Balbay’ın ne alakası var?”
-Uğur Mumcu’yu Ergenekon öldürttü, savlarıyla ilgili ne düşünüyorsun?
“Bugün yaşasaydı Uğur Mumcu Silivri’de olur muydu?”, en güzel polemik sorusu. Ne bileyim? Ama AKP’ye muhalif olacağı kesin.  Çünkü bütün yolsuzlukların ve çıkar çetelerinin karşısındaydı. Ergenekon kim? Babam yıllarca Kontrgerillayı yazdı, Hizbulkontra’yı yazdı. Ergenekon’u ise muhalifleri bir araya getiren bir kan davasına dönüştürdüler. Yandaş medyanın bir numaralı propaganda malzemesi. En başında belki liberal kanatta da birçok insana umut verdi.  Oysa, şu anda köşeleri olanlar, polemiğe değil de olayları araştırmaya çalışsalardı, Hizbullah’ı çökerten Gaffar Okkan’ın öldürülmesini araştırsalardı, bölgede ve ülkede işlenen cinayetlerin sistemli bir şekilde hesabını sorsalardı. Biraz kendilerini değil de kamu vicdanını düşünselerdi…Bize dava umut hiç vermedi, örneğin ben “AKP kendi derin devletini kurmak istiyor” diye düşündüm. Gladio’yu, yani Türkiye’nin derin devletini biliyoruz, babam yıllarca yazdı. Bir itirafçı sonra haham olan Tuncay Güney’i çıkarttılar, bütün itirafları ona dayandırdılar, ondan sonra olmayan şeyler, yanlış belgeler konduğu, iftiralar atıldığı ortaya çıkıyor. Yurt dışında da- özellikle- bu operasyon bir temiz eller operasyonuymuş gibi yansıttılar. Ben isterim ki, Arif Doğan, Veli Küçük ve arkasında kan bırakanlar yargılansın. Ama Veli Küçük ile Mustafa Balbay’ın ne alakası var? Dolayısıyla, derin güç, o karanlık güç neyse onu ortaya çıkartsalardı, siyaseti bir kenara bıraksalardı madem bir gücün arkasını arıyorlar.
-Dinleme-dinlenme artık hayatımızın bir parçası. Babanla ilgili ilginç bir dinleme öyküsü vardı…
Evet. 1980’lerin sonu, 1990’ların başında dönemin İstanbul Emniyet Müdürü ile karşılaşıyor. Ona “Beyefendi neden benim telefonlarımı dinliyorsunuz” diye soruyor. Emniyet Müdürü, “olur mu beyefendi, size o kadar çok istihbarat geliyor ki, biz de yararlanıyoruz” karşılığını veriyor.
-Şimdi um:ag vakfındasın. Burada nasıl bir çalışma yürütüyorsunuz?
13 yaşından beri vakıf realitesi var hayatımda. Vakfın profesyonel olarak gelişmesi gereken noktaları var.  Anma hazırlamaktan yorulduğumu fark ettim. Artık gece düzenlememeye karar erdik. Işık abi (Kansu) yıllar boyunca çok güzel metinler yazdı,  belki 20. yılda yaparız, ama 19. yılda bir gece olmayacak.  Araştırmacı gazetecilik kurslarından 14 yılda 82 kişi mezun oldu, 29’u piyasada. Kaçı kadrolu, diye sorarsan zor soru…   Yayınlarımız sürüyor, çocuk kitapları yayımlıyoruz. Onlar nasıl daha iyi olabilir onları düşünüyor, geliştirmek için çalışıyorum.Vakfın haber sitesini yapmak istiyoruz. Önce www.umag.org.tr de “Fikri takip” diye bir köşeden başlayacağız.
-T24 sitesinde yazılar da yazıyorsun. Bunlardan birinin başlığı “Acılara akraba olmak”tı. Mezarlıklarda, anmalarda buluşan aileler olarak “Toplumsal Bellek Platformu”nu kurdunuz.  Bu platformun çalışmaları nasıl gidiyor? TBMM’ye de gittiniz, aylardır bir komisyon kurulmadı. Gerçekten bir şey bekliyor muydunuz?
Meclise gelirken bir şey çıkmayacağını seziyordum. Kendi sistemlerini kurup, işlerine gelmeyenleri tasfiye etmek, temele alındığı için… Veli Küçük’ün kullanım zamanı bitmişti, şimdi onların yerini kimler aldı, bilmiyoruz.  Platform ise sağlıklı bir temelde. O insanların hepsini çok seviyorum. Çok normal bir topluluk değiliz, elbette ama bir arada olmaktan mutluyuz. Acı çekmiyoruz beraberken.  Daha sonra yaşadıklarımızı konuşuyoruz, kendi deneyimlerimizi aktarıyoruz sürekli. Arat’ la konuşuyorum, mimarlığına devam et,  diyorum. Kendime de, ne işin var derin devlet falan sen de şarkıcı ol, diyorum.
-Nasıl? 
 4 sene şan eğitimi aldım. Konuşmadan önce beste yaptığımı iddia eder annem. Babam bu kızın müzikle ilgilenmesi lazım, derdi. Bana org,  sonra da piyano alındı. Abim de gitar çalıyordu. Annem de 40 yaşından sonra piyanoya başladı. Babam, misafirler geldiğinde, hadi piyano çal, derdi. Öldükten sonra piyanoya devam edemedim. Lisedeyken konservatuarın açtığı kurslara gittim, şan eğitimi aldım, üniversite döneminde ara verdim sonra operadan tekrar ders aldım. Bir ara piyanist olmak istiyordum, okulunu oku, dediler. Sonra tiyatroya yöneldim ama çok ağır basmamış ki, üniversite de siyaset bilimi okudum. Sonra da alanımı sevdim. Doktoraya başladığım ilk dönemde 10 ay kadar DSP’de çalıştım, Zeki Sezer’in asistanıydım. Annem siyasete girince kimseye bir sıkıntı olmasın diye de ayrıldım.O nedenle, aklımın bir kısmı müzikte bir kısmı toplumda yaşayıp gidiyorum.
-Annen siyasetçi. Sen de hiç siyaseti düşündün mü?
Siyaseti hiç düşünmedim. DSP’de çalışırken de siyaseti gördüm. Siyaset çok karmakarışık, milletvekili aday adaylığı üzerine kurulu, umut kırıcı bir sistem.  Dışarıda kalmanın daha önemli olduğunu, sivil örgütlerin daha önemli olduğunu düşünüyorum. Adalet ve Demokrasi Haftası’na 52 sivil toplum örgütü katılıyor; ne kadar önemli bir şey değil mi?
-Bir gün Uğur Mumcu cinayetinin gerçekten aydınlatılacağına inanıyor musun?
İnanıyorum. Güç dengeleri değişiyor. O gün kullandıkları isimleri bir gün tasfiye edecekler. Ya da bir takım belgeler kimseyi incitmeyeceği zaman açığa çıkacak. Herkes aşağı yukarı cinayetin arkasında hangi güç odaklarının olduğunu tahmin ediyor. Şurada 55 klasör var, Umut davası dosyaları.  İslami bir örgütü, milliyetçi kökenli insanları, tetikçileri çok güzel kullanabilirsin. Siyaset Meydanı programına çıktık dönemin içişleri bakanı Sadettin Tantan’la birlikte. “Bir takım örgütler vardır, hücre olarak uyurlar, görevleri geldiği zaman uyanırlar” dedi. Ben de “Kim uyandırıyor” diye sordum. Bence hala soru bu. Bir aile daha ne yapabilir?
Platform olarak ise bir arama konferansı yapacağız. Hukuk üzerine, insanlığa karşı suç, faili meçhuller üzerine, onun altyapısını oluşturuyoruz.
-Başbakan Erdoğan, “Uğur Mumcu’yu faili meçhul kategorisine sokamazsınız” dedi…
Bombayı koyanı buldularsa ve emir veren güçleri öğrendiyse, bizimle de paylaşsalar iyi olur. Bir de kategoriyi neye göre yaptıklarını da öğrenelim mesela.
Reklamlar

Röportajın tam metni” için 3 yorum

Kendininkini ekle

  1. verdiğin cevaplar derin , anlamlı .ben de okurken gözyaşları … bloğa girdikçe yazılarınızı takip etmeye çalışıyorum. sevgiler 🙂

  2. İnsan böyle bir acıya nasıl dayanır bilmiyorum,Özgür Mumcu bir röportajında Arat Dink'in yüzüne bakamıyorum utanıyorum minvalinde bir şey söylemişti ben de sizleri her gördüğümde böyle bir ülkede yaşadığım için utanıyorum.Acılarınıza,sabrınıza hayranlık duyuyorum.Ve cinayetlerin aydınlatılmadığı her yıl utancımda katlanarak artıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: