Hayatın tek karesi

Elia Kazan 1999 yılında Akademi Onur Ödülü’nü almak için sahneye çıktı. Yıllarını yönetmenliğe, metod oyunculuğun gelişimine ve senaristliğe veren Kazan sahneye doğru yürürken Kodak Tiyatrosu ikiye bölündü. Salonun bir kısmı ayakta alkışlıyor, bir kısmı yerinde oturuyor. Yerlerinde oturanların yüzleri donuk ve tepkilerini açıkça gösteriyorlar. Bu tepkilerin kaynağı, dönemin (1950’ler) Komünist Partisi Üyesi Elia Kazan’ın, ünlü McCarthy döneminde, aynı partiye üye arkadaşları deşifre etmesi; uzun süren toplumsal ve sektörel bir dışlanmanın nedeni olması.

“Halk Kahramanı”
Geçtiğimiz hafta İbrahim Tatlıses silahlı saldırıya uğradı. Hastane ziyaretçi akınına uğradı. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, İbrahim Tatlıses’i tedavi gördüğü hastanede ziyarete gitti. Bu ziyaret “uyandırmaya kıyamadım” açıklamasıyla gündemdeki yerini alırken Arınç’ “İbrahim Tatlıses bir halk kahramanıdır” dedi. Ardından şunları ekledi: “Yaradana kurban olayım. Allah bana bu güzel Meclis’te kara üzüm habbesini söyletti. O günü unutamam.”

Kahramanlık kimi zaman devletin kendisi tarafından kimi zamansa toplumun iç dinamiklerinden kopup gelen bir kavram. Birinin kahraman bildiğini bir diğeri kahraman demez, çoğu zaman. Kahraman “olan” değil de “yaratılan” bir kişidir. “Kahraman olmak” için kahramanlık rolüne bürünenler aslında kahramanlıkla uzaktan yakından ilgisi olmayanlardır. Gerçek kahramanlık zamanın akışına karşı insaniyete dair “kalıcılığıyla” bir göstergedir.

“Semra tak bir kaset neşemizi bulalım”

Dönemin “tonton” Başbakanı Turgut Özal, ikinci köprünün açılışında Mersedes marka arabanın direksiyonundayken Semra Hanım’a döner ve şu siyaset tarihine geçecek kelimeleri söyler: “Semra tak bir kaset neşemizi bulalım.” İbrahim Tatlıses kimliği, işte tam bu dönüşümün ortasında, 1980’lerden günümüze, 1980’lerde başlayan sınıf atlama telaşının ve neoliberal düzene geçişin “yaşayan” simgelerinden biridir. Aniden sınıf atlamanın getirdiği sarhoşluk, o sarhoşlukla seçilen bir yaşam tarzı, o yaşam tarzıyla ve parayla tanışmanın getirdiği başka ilişkiler. Siyasetle olan ilişkisinde karı ön plana çıkaran bir dönemin temsilcisidir.

Belki de, o, alt kültür ile üst kültürün zamansız öpüşmesinin bir sonucudur. Yaşam tarzlarının birbirinin içine girmesi, bir dönemin anlam dünyasının değişmesini de gösterir. Herkes inşaat işçiliğinden imparatorluğa yükselebilir, herkes hayat tarzını değiştirebilir; bunda kuşku olamaz. Ancak sınıf atlarken yeni “tarz” hangi maddi yollarla kurulacaktır?

Tatlıses, bugün beş ayrı sektörde faaliyet gösteren ve cirosu 20 milyon TL olan, 600 çalışanın olduğu bir holding patronu. Şirketler, tekstilden yapım firmasına, menejerlik firmasından turizme ve ulaşıma kadar farklı sektörlerde iş yapıyor. Erbil, Süleymaniye ve Kerkük’te girdiği “Cennet Bahçeleri” projesi de bir başka sektörde yaptığı önemli işlerden. Bu işlerin yapılış akışına bağlı olarak siyasilerle de ilişkiler kuran, ticaretle siyaseti aynı kanalda akmaya zorlayan da bir iş adamı. Dönem dönem kendisini eleştiren gazetecilere de tehdit oklarını gönderen bir kişi.

Magazin yazarı Ali Eyüboğlu saldırıdan hemen sonra şu satırları yazdı: “İbrahim Tatlıses’in şimdiye kadar hiç mi yanlışı olmadı? Olmaz mı? Tabii ki oldu. Tatlıses’in albüm sayısı kadar adının karıştığı kriminal olay var. aynı hataları bir başkası yapsa, toplum nezdindeki kredisi çoktan bitmişti, ama aynı şey Tatlıses için söz konusu değil.”

Kuşkusuz, Tatlıses sesiyle ve yorumuyla türkücü kimliğinin altını oldukça iyi dolduran bir şarkıcı. Ama bir “halk kahramanı mı?” ya da sosyal dönüşümün en “başarılı” temsilcisi mi? Kahramanlığının arkasında 20 milyon TL’lik bir holding dururken hangisi olduğuna karar vermek zor.

Umalım ki, Tatlıses bir an önce iyileşir ve saldırıyı gerçekleştirenlerin de neden onu öldürmeye çalıştığını da öğrenebiliriz.

Son söz yerine


Server Tanilli, “hayat insanın bir kere fotoğrafını çeker, ne yaparsan yap o fotoğrafta kalırsın” der.

Hayatta binlerce kez fotoğrafınız çekilse, insanın imgesinde bir kere kalacak bir varlığınız var.

Dünyaya nasıl baktığınız da, o varlığı anlamlandırmayla birebir alakalı.

Elia Kazan, Kodak Tiyatrosu’na ödülünü alırken aşağı yürüdü. Gözü onu alkışlamayan ünlü oyuncu Jack Nicholson’a takıldı. Umurunda mıydı? Yürümeye devam etti.


http://youtu.be/3YziNNCZeNs

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: