Kayıp düşünce atlası

Tate Modern, Soyut, ÖM, 2011

Uzun bir kafa dağıtma gezisindeydim. Arkadaşlarla örülü bir rotada buluştuk. Sağlam arkadaşlar, sağlam dostluklar emek istiyor; naif  bir inanış olsa da kötülük yapanlar bir bir sahneden kayboluyor…

Dün öldürülen savcı Doğan Öz’ün kızı  Bengi Öz’ün de olduğu bir panelde, yine öldürülen gazeteciler üzerine konuştuk. Ben bu aralar, öldürülen ya da içerde olan insanların yazdıklarını dile getirmek niyetindeyim. Yıllardır arkadan bakıyoruz. Arkadan baktıklarımız kayıp düşünce atlası. 63 gazeteci öldürülmüş; tarihin tozlu sayfalarına baktıkça daha çok insan çıkıyor. Gazeteciler, yazarlar, şairler birikimlerini kendi öznel duygularıyla harmanlayan insanlar. Bir çok insanın arkasından iş çevirmeyen, sadece belirli inançları olan insanlar. Bu inancın temelinde bir dünya örüntüsü var. Marksizmin hümanist doğrultusu. İnsanın insanca yaşamaya dair olan inancı.

İnsan insanca yaşamıyor mu? İnsanlar sömürülüyor mu? Yeni uluslararası paryalar mülteciler mesela. Korkulu bir dünyadan kaçıp bir başka korkunun içine atılıyorlar; yaşamlarının “sıfır” olduğu, hayatın yeniden inşa edilmeye çalışıldığı, “sokak” kurallarının işlediği yerlerde.

Seçim çalışmaları için sokak sokak dolaşmak çok öğreticidir. Annem milletvekili adayı olduğunda İzmir sokaklarında dolaştık. Bir sokağın içinde Hacı Ağa ile Somalili bir göçmenin yan yana dolandığını gördüm; tavla oynuyorlardı. Kaçak olarak geçecekleri yere doğru yol ilerlemeden önceki bir durakta bekliyorlardı. Beklemek içinde bir kaygıyı, umudu, umutsuzluğu da taşıdığından bir süre daha o halde olacaklardı.

Yoldan dönerken, uçakta yanıma bir adam oturdu. Alain de Botton’un hangi kitabında hatırlamıyorum (seyahat notları olabilir) uçak tesadüfleri üzerine bir yazısı vardı. Benim şansıma oturan adam bir ülkenin terör uzmanıydı. Numerolojiyle ilgilenen hayatın yıldızlarda örülü olduğuna inanan bir adam. Bazı insanların bakışından, gözlerinden bir şey okunur; bir ruhun yansımasıysa o gözler, o adamda da yıldızlara inanan, boğa güreşlerindeki vahşi danstan korkan bir adamdı. Bir yanında ise, teröre karşı ilerleyen bir duruş.

İnsanın yaşamı aslında sıfırdan başlayıp sıfıra evrilen bir süreç. O arada yaşanan travmalar, olaylar, gündemler dünyanın bir başka yüzü.

Bana kalırsa gerçek yüzü sıfırdan artıya giderken oluşan o yüz.

Panelde ise konuştuk. Bengi travmalarımızı anlattı, ben de babamın verdiği söyleşilerden bir iskelet çıkartmaya çalıştım. Sistemin sorunları, gazeteciliğin sorunları ve baskılar altındaki gazetecilik üzerine…

Her şeye rağmen hayatın güzel olduğuna ve yaşanılır olabileceğine inanmak çok mu zor?

İnanıyorum çünkü yaşıyorum. Yoksa hepimizin bu kadar inançsızlığımızı körükleyen olaylara karşı kendimizi bitirmemiz gerekirdi.

Bilmem yanılıyor muyum?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: