Tortu

1 Mayıs alanına doğru yürürken travmalarımızı konuşuyoruz. Daha doğrusu alanın oradayken arkadaşım açıyor konuyu cümlesini kelime kelimesine tam hatırlamasam da şunları söylüyor: “Buraya çıkan hiç kimse 1977 olaylarından sonra aynı coşkuyu hissedemeyecek.” Bu cümlesi üzerine düşünüyorum, gözüme 1977’de ateş açılan, neredeyse her gün geçtiğim meydandaki su deposuna takılıyor;  “evet, sanırım buradan ateş açılmıştı” diye cümlesini içimden tamamlıyorum. Dışarıdan söylemesi zor bunu çünkü hatırlayıp üzüleceğiz ikimiz de o an. “Haklısın” diyorum. Bana aktarılan bir anıyı anlatıyorum; başka bir canım arkadaşımın anne ve babası, o doğmadan az önce Kazancı yokuşunda sıkışmışlar. Mucize eseri, annesi de babası da sağ çıkmış. Arkadaşım doğmuş.

Bulunduğumuz yer o yokuşun belki de 200 metre yukarısı. Aklıma takılıyor işte. Bunları anlatan arkadaşımın da aklından bu ve benzerleri geçiyor belli ki. Her şey yolunda meydanda ama işte ya bir bomba patlarsa? Ya gruplar arasında kalabalıkta bir arbede çıkarsa? Sorular gergince akılda yanıp sönüyor…

Aynı hafta, Halit Çelenk’i, hani Denizlerin avukatı olarak bilinen o adalet çınarını kaybediyoruz. Denizler ben dünyaya gelmeden 9-10 yıl önce asılmış. Çocukken onları duymuşum hep: “Ah o arabayı yaktıkları için yargılandılar.” Demirel’in 3’e 3 çıkışı da…

Bu burukluğu, bu kaybedilmişliği, bu zamansız ve amansız kayıpları hep bilmişiz. DNA’larımıza kayıtlı bu burukluk, bu kayıplar, bu acı, travmalar…

 Travma yaşayanlar yaralarını ya çok açık ederler ya da gizlerler çok derinlere…Travma, yaşadığınız günün bir anında bile aklınızdan çıkmayan hayatınızın tüm seyrini değiştiren olaylardır / olaylar zinciridir.

Siyaset dili de bu travmalarla örülü.

Geçtiğimiz yıl “Min Dit” (Ben Gördüm) adlı filmi izlerken sonuna takıldım: bir çocuğa ne verirseniz onu alır. Acı verirseniz o acıyı kendi diliyle yontar, katılaştırır ve içinde bir inancı oluşturur. O inanç hayatını belirler, kolektif bir şekilde bu acıyı yaşatmışssanız kolektif acıları da belirler. Kolektif acılar ise siyaseti belirler…

1 Mayıs meydanında, 6 Mayıs günü hep bunları düşündüm.

Acılarımız siyasetimizi belirleyemedi. İşkence yapanlar ruhumuza, iliklerimize o korku duygusunu geçirdi. İşkenceyi birebir yaşamak ne kadar acı ve önemliyse, o duygunun tortusu da bir sonraki neslin dna’sınada  o kadar işledi.

Ürkme, tedirginlik ve yaşamda tutunma kaygısı tüm iyi ve güzel duyguları aldı götürdü. 1980’lerin eleştirilen apolitik kuşağı, acıların arasında kalıp gösterilen bir doğruya doğru gidiyordu. Daha rahattı o doğru, o an için. Ama o günleri okuduğumuzda biliyorduk, yüzleşmek daha iyiydi, bilmek daha iyiydi, olaylar üzerine konuşmak daha iyiydi.

 Bizlere daha insani ve daha eşitlikçi bir dünya bırakmak isteyenler birer birer elimizden alındı. İdamla alındı, işkenceyle ürktü, silahla, bombayla, ateşle alındı. Ama bir yanıyla tortuyu yaşamak ise bizlere kaldı.

Yılgınlığı taşımak.Gururlu mu evet. Buruk mu evet.

Bilmem ki, yine de her şey güzel olur elbet.

Bu satırları yazarken klavyede gelip giden parmaklarıma gözü takılıyor Hüsnü’nün, oyun sanıyor. Hayatın bu kısmı güzel işte.

Reklamlar

One thought on “Tortu

Add yours

  1. Minik çocuklar " israili telin mitingleri"nde yer aldığında nasıl bozuluyorsak,aynı şey resimdeki görüntü için de geçerli ! " ama biz doğru ve aydınlık yoldayız" gerekçesi yanlışı düzeltmeye yetmez.Zaten sorunumuz dogmatik kültür ve buna bağlı bağnazlık.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: