Yıldız İzi üzerine kişisel notlar…

Zeynep Altıok Akatlı, yakın zamanda bir kitap yazdı, yayınlandı. Aldım kitabı, bitmek bilmez yolculuklarımdan birine sakladım. Sayfaları çevirince, bir güldüm bir ağladım. Yanımda oturan adam beni deli sandı sanırım, merakla da kitaba baktı. Zeynep bilmez ya, onun 25 Ocak günü gelen mailini de aynı şekilde bir yolculukta okumuştum. Yine ağlamıştım bir de gülmüştüm. Yanımda oturanlar hafiften deli olduğumu düşünüyor olmalıydı.


“..Dün Ebru bütün grubun ne kadar “iyi” insanlardan oluştuğuna şaştığını söylüyordu.


İyi sadece iyi kalp anlamına gelmiyor olsa gerek. Ben de düşündüm; herkesin sözü, kalemi güçlü mü bana mı öyle geliyor?, herkes nasıl oluyor da kuyruğu bu kadar dik tutuyor?, Herkes nasıl olmuş da nefret hissine kapılmamış, yenilmemiş? diye…

Cevap evinizdeydi aslında. Ben sizin evinize ilk kez geliyorum ama dün sabah kapıdan adımımı attığımda zaman tünelinden geçmiş gibi oldum. Hatta gözlerim dolacak kadar. 70 lerin sonuna  80 lerin başına gittim bir an. Bir dönemin birbirini sarmalayan, etrafını, ülkesini, insanlarını seven aydın insanlarının buluştuğu Ankara’daki çocukluğumun ev ziyaretlerinden birine gitmiş gibi oldum. Ya da bir zaman oturduğum kendi eski evime gelmiş gibi. Benim çocukluğumun geçtiği özlemi içimi yakan Bilge Karasu’nun, anneciğimin can arkadaşı Bedrettin Cömert’in, Nezihe Meriç’in evinden farkı yoktu. Zevkle döşenmişliğin yanısıra duvarlarında resim, raflarında kitap olmayan, ruhu olmayan ne çok eve girip çıkıyoruz oysa simdilerde. O evlerde bambaska bir anlayışın, onurlu hayatların seçkin zevki, sıcaklığı, kendinden kattıkları vardı. Evlerine o özeni gösteren insanlar çocuklarına göstermez mi ? Hepimizi dantel örer gibi işlemiş analarımız babalarımız. Öyle yetiştirmişler ki hiç birimiz onca şeye rağmen bozulmamışız. Ebru’nun aradığı cevap galiba bizim kim olduğumuzda değil de bizi yetiştirenlerin kim olduğunda saklı.”

Bütün kitabı hızla o duyguyla okudum. Kendimizden büyük ama biz, çocukluklarımızdan / gençliklerimizden bir anda koparılan o babalarımız, annelerimiz, kardeşlerimiz bizlere kocaman dostlar bıraktı. Zeynep’in anlattığı Bile Karasu, Metin Eloğlu, Ruhi Su belki benim için Ali Sirmen’di, Kamuran Gündemir’di, Altan Öymen’di, Önder Pekcan’dı, Öcal Beningtan’dı. Dost olmayı gösteren, acı gününde seni satmayan, bütün duyarlılığıyla sana ufacık sana kendi değerlerini aktaran o yüce insanlardı. 

Zeynep, ilk şunu yazıyor; kendinden yüzleşmeyle çıkmış bu portreleri yazmak: “Son zamanlarda kendimle meselem var. Kendimi daha iyi anlamaya çalışırken, bir baktım, uzun yıllardır bilmeden kendime biçtiğim esvap aslında benim göğümün ebruli yıldızlarıyla bana işlenmiş…İstedim ki beni aydınlatan bu yıldızlar, çocuk Zeynep’in gözünden sizlere de göz kırpsın.” 

Bilge Karasu: “Yaşamak değil yaşadıkça bir şeyler yapılandırmak içindir. Yoksullar (pekala yoksunluklar anlamına da gelebilir) içinde bir umut yaratabilmek azımsanacak şey değildir.” diyor. 

Böyle şiir olmaz diyeceksin, biliyorum ama böyle dünya olur mu? diye soran Metin Eloğlu, “Hiç durulmadan akan bir su”ya benzeyen Tomris Uyar, kedilerle sohbet eden Edip Cansever geçiyor satırlarının arasından. Bir Ruhi Su çıkıyor mesela, 1963’ten seslenip şunları söylüyor: “Halkını sevenlerin başı derde girmiştir. Ve her zaman bir rahatsızlığın kökünü dışarda aramak yöneticilerin kolayına gelmiştir. “Güvendiğin padişahın, o da bir gün devrilir” derken, Pir Sultan Abdal’ın aslında ne şahla ne padişahla ilgisi vardır. Zamanın dili ile onun sadece toplumun bir huzursuzluğunu söylediğini bugünün aydını bilir….Hepsindeki bir barış ve huzur özlemi.” Ruhi Su’nun sesi, Metin Altıok’un da babamın cenazesinde, onları hatırlatan sestir….

Mekin Dinçer, Altıok gittiğinde hayata da içerler, Zeynep’in deyimiyle gönül koyar. Ve karışıverir yıldızlara…

Fazıl Say ise, yaşayanlardan bir portre. Hayat garip işte, geçen gün Fazıl Say twitter’da Kamuran Hocasını anlatıyordu. Fosur fosur sigara içen o Cundalı adamı. Babam, onunla tanışınca benim müzikle olan ilgilimi ona da sormuştu; hiç unutmam 8-9 yaşlarındaydım, Kamuran Hoca “uzat bakayım ellerini” dedi “ellerin piyanoya yatkın, kulağında var başlayalım çalışmaya….” O zaman başladım, Kamuran Hoca, gözleri parıldayarak Fazıl’ı anlatırdı; kaç yaşından beri onu yetiştirdiğini, nasıl bir dehası olduğunu anlatırdı. Hayatta müziğe dair ve onu hissetmeye dair ne öğrendiysem Kamuran Amca’mdan öğrendim. Ve onun değdiği her insanın onu nasıl sevdiğini de gördüm – yıllar içinde. O da bir yıldız izi oldu ya…

“Fazıl piyanoyu parmaklarıyla değil yüreğiyle çalar. Onun piyanosundan şiir, felsefe, sevgi geçer. Onun dünyaya ve günün gerçeklerine duyarlı çok özel yüreği, evrensel müzik bilgisini ve birikimini, kendi topraklarının acıları, yalnızlıkları, zenginlikleri ile birleştirip bize akıtır.” diyor Zeynep..

Nezihe Meriç, Salah Birsel, babamın çok sevdiği “Abidin Dino”, Selim İleri, “Haklısın, canavarın vakti yok” diyen Turgut Uyar, Hilmi Yavuz, Leyla Erbil, -hiç tanışmamış olsa da- Hrant Dink hayatların içinden dokundukları o yerleriyle geçip gidiyor kitaptan. Anne Füsun Akatlı ve baba Metin Altıok geliyor…Ah…

Ah ne diyeyim Zeynep: 

“Ben bir adam olamazdım
Gerçek dostlar olmasaydı
Gerçek şair olamazdım
Çiçek gözüm almasaydı….” 

Aşık Veysel ne de söylemiş.

Bu düşünce atlası kaybolmuş gibi görünse de,  satırların arasında saklı. Yaşamların aktarımı  da o satırlardan bizlere akıyor.

Yine Zeynep’ten kopya çekeceğim işte: 

“Son söz Metin Altıok’tan gelsin: Çünkü tam da öyle hissediyorum.

‘Ben’ diyorsam eğer bilin ki o sizsiniz.
Ne çok şey paylaşıyoruz sizinle,
Sessizce ve belli belirsiz;
Kiminizle acıyı, umudu kiminizle.”
Bu insanlar vardı, öldürüldü bir kısmı. Buruklaşsa da umutlarını taşımak bizlere kaldı. 

Bu dünya daha güzel olabilir sanki? Hala…Bir açıdan hala ve hala şanslıyız çünkü.

Ruhi Su’dan bu türkü işte: http://fizy.com/#s/1aj92y 

Not: Bu bir edebi eleştiri yazısı değil, sadece aklımdan ve gönlümden geçenler ile ben de çağrışanlar işte…


Kaynakça: Zeynep Altıok Akatlı, “Yıldız İzi: Anılar, Acılar, Yaşanmışlıklar”, Doğan Kitap, 2011
Reklamlar

Yıldız İzi üzerine kişisel notlar…” için bir yanıt

Add yours

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: