Sana notlar: “Yuvarlanmak istemezsen yeniden…”

Sana not yazmayı uzun zamandır bırakmıştım. Nedeniyse, söyleyeceğim yeni bir sözümün olmamasındandı. Hani bir süre aynı odada durursun, aynı odada yemek yersin, içersin, arkadaşlarınla uzun sohbetler edersin. Yolunu yeniden bulmaya çalışırsın; yol yeniden çizilmeye başlayıncaya kadar bir kozanın içinde kendi ağını örüyorsundur, biraz…

Bir gün, bir arkadaşım, kendisine sıkıntı yaratan bir olayın nedenlerini anlayabilmek için dakika dakika ne olduğunu bulmaya adadı kendini. Onu çok yakınken o uzak yere düşüren o olaydan sonra ne olmuştur, öncesinde ne denmiştir, hangi olay bir diğerinin üzerine binmiştir… Zihni eksik parçaları tamamlamaya çalışırken bir kuyumcu titizliğindedir. Sonuca ulaşmaya çalışır, bulduğu zaman bildiği dünya değişecektir sanki… Kendi yıpratarak, kendini hırpalayarak, kendisini mutsuz eden o durumun bir adım ötesine geçmeye çalışırken bulur kendini.  Zihni kuyumcu titizliğinde çalışırken, bir sonraki mutsuzluğuna kapısını açıyordur yavaşça… Çözümsüz, bilinmeyen detayların yakıcı karanlığı… Arkadaşımın bu derin kazısı üzerine düşündüm, ne çok şey vardı bizi kuyuların kıyısında dolaştıran? Sanma ki, ben de o arkadaşım gibi değildim bir zamanlar…

Bugün o kuyulardan söz edeceğim sana. Bir dolu kuyu vardır, içine düşmeye çok yakın olduğun.

Ama bilir misin, insan kendi kendine kuyular kazar bazen. Kuyuların içine düşer… Kazdığı kuyunun adına türlü nedenler koyar; “içinden su çıkacak sandım” der, “düştüm işte..” der sızlanır durur. Mazeretleridir insanı en sıkıcı yapan, onu o kuyunun içine yeniden düşüren.  Bir dolu kuyu vardır, yanından geçmeye kendini mahkum kıldığın.

Bir kuş, içinden kurumlar püsküren bir fabrika bacasının altında kaldıysa, kurumlarla ağırlaşmaya mahkum olur. Kanadını silkeleyemez, o bacanın kurumuyla ağırlaşmaya mahkum kalır… Bir şekilde, bazıları kuyumcu titizliğiyle onu çıkarır, ovalar, bakar; üfler üzerindeki tozları… Karanlık akan, koyu sisli bir zaman, hafifler… 

İnsan kuyuların içinden çıkmak için bir halata ihtiyaç duyar. Karanlığı çok derinlededir. Bazen halatı ne kadar derine sarkıtırsan sarkıt, kuyunun derinliğindeki soğuğu seven biri, orada kalmaya devam edecektir. Bunu bil. 

Halatı çekenle, halata tutuna bir ipte dengeyi bulurlar. Dengeyi kaybettikleri zaman, ikisi de kuyuya yeniden yuvarlanacaklardır.

Yüzeye doğru adım attığında eksik parçalar ile bilinmeyen detayların yakıcı karanlığı kaybolur…  

Hayat yeniden bir zamanlar kaybolduğun yerden doğru akmaya devam eder… 

Yuvarlanmak istemezsen yeniden…

Belki dinlemek istersin?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: