Sana notlardan bir kuple: zamanın izinde.

Seninle uzun zamandır yazışıyoruz. Sen bana mektuplarını göndermiyorsun, hepsi gizli bir çekmecede duruyor, belki. Seni tanıyorsam, bana bir şeyler söylemek istediğini ama söyleyemediğini tahmin ediyorum.

Uzun bir yolculuğa çıktık seninle. Ben seni hep yanımda taşıdım, sen bu zoraki sürüklenmenin bir zaman çağrısı olduğunu bilmiyordun. Ben senden biraz daha büyümüştüm. Zamanın sesinin izinden gitmenin gereğine inandım, yaşam başka türlü sürmeyecekti. Sense hep aynı küskünlüğünle ayak diredin bana; ben çektikçe mızmızlandın, durdun, duruldun, bazen kapanıp ağladın, bazen kaçtın saklandın. Oysa biliyorsun ki, bu sonsuz karşılıklı sürüklenme bir gün sona erecek.

Dün bir lokantadayken bir göçmen elime sümbülleri tutuşturdu; biri fuşya biri lilaydı. Yanımdaki cömert arkadaşım, mis gibi kokan sümbülleri bana verdi; sanırım senin ihtiyacın var, diyerek. Eline tutuşturduğumuz bozukluklarla birlikte göçmenin yüzü parladı; iki sümbül basit bir akşam yemeğiydi onun için.

Bazen düşünüyorum, ne kadar gündelik sıkıntılarla – modern insanın sıkıntıları – kendimizi açmazlara sürüklüyoruz. Karnı burnunda ama hamilelik iznine çıkarsa işini kaybedecek bir kadınla tanıştım bugün. “Neden bu kadar mutsuz” diye düşündüm yüzünü ilk gördüğümde. Hayatın bize sunduklarının farkına varmadan yuvarlanıp gitme hali; her gün içimize sıkıntı verecek bir nedeni ya bularak ya da yaratarak.

Sana tüm bunları anlatıyorum, tüm bunları o kadar çok anlatmak istiyorum ki. Ardından kıyamıyorum sana. Orada, kocaman gözlüklerinle ve rugan ayakkabılarınla oturman belki en iyisiydi. Bilemezdin, tüm bunları göreceğini. Gözlüklerinin ardındaki o dünyaya safça bakan gözlerin her geçen gün mutsuzlaşacaktı bir gün, belki bu kadar erken değil. Sonra teselliyi arayacaktın bir başka yerlerde. Adreslerin neresi olduğunu bilemeden, bulduğun yerleri senin sanacaktın. Oysa hiç bir yer, ne senin ne de benim. Kimsenin de değil aslında.

Yuvasından kaçmak zorunda bırakılan o göçmen gibiyiz, yersiz ve yurtsuz.

Sen mektuplarını yazdıkça zamanın biraz olsun değişecek. Zamanın izi senin kaleminin mürekkebinden bugüne damlayacak.

Sümbüller ise kokmaya devam ediyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: