Sana notlar: dün öfkelendiysen de…

Öfke ne güzel bir duygudur. İçinde yüzebilirsin çoğu zaman. Sözünü sakınmadan canları acıtabilir, bir halinle dünyaları yıkabilirsin.

Oysa sınırların vardır. Taş duvardan sınırlar koysan da hayatla ilgili, bu sınırlardan sızan olacaktır. Sızıp en mahrem yerine gelecek, en mahreminden seni dermeye çalışacaktır. Bir zamanın izdüşümüdür mahremlerin. Bir zaman yaşadıkların, kaybettiklerin, kaybettiğini sandıkların, kutuların içine attığın tüm duygular; hepsi bunların içinde durabilir. Mahremine ilişen her söz, sınırından geçer aslında. Bilemezsin bazen de çizgilerin nerede başlar, nerede biter.

Çocukken beni kızdırmaktan çok keyif alan bir arkadaşım vardı. Bilemezdim o zaman o saç çekmelerin bir hayata yayılabilecek basitlikte bir can acıtması olabileceğinin… Kızdırınca, kocaman gözlüklerimle oturur ağlardım, “ben ne yaptım” diye. Neler yaptık ki, kendimize dair; bugün kocaman olmuş kendisini yetişkin sananların dünyasında yaşamaya çalışıyoruz. Canımız acıdığında saçları çekiyor, ruhları incitiyoruz. İncinen ruhların ağırlığında bir hayata devam ediyoruz. “Geçici ya her şey” diyerek belki de…

Bir bilge, bunu duyduğunda şaşıracaksın dedi: “öfke duygusu sağlıklı ilişkilerin önemli bir parçasıdır.” Etkiyle tepkinin nereye vardığı belli olmadığı bu insan ve duygu diyarlarında, kendi duygumuzla da, olan bitenle de, başlangıçlarla da bitişlerle de başa çıkmaya çalışıyoruz. Hayatta olan biten her şey, kaza gibi bazen başa gelebiliyor; bu kazadan çıkabilmek için kendi gücüne inanmak ve sakince bir iskeleden uzatılan bir “yegane” olmak gerekiyor bazen. Hatıraları yanında alıp götürerek. Bir dünün anısı, bazen bir yarın edemiyor. Bunu ilk fark eden olmak ise hep acıydı.

Uzun zamandır seninle konuşuyorum. Artık seni sürüklediğim o yerlerden sıkıldığını, bana yüz asmadığını, daha sağlıklı olduğun, kuruntularla kavrulmadığın, bir dağın içinin boşalması gibi bir an isimsiz ve mekansız kalmadığın o günleri fark etmeye başladığını görüyorum. Kendi hayatın adına kararlar alabildiğini, o seni sardığını düşündüğün olayların ataletini de üzerinden attığını düşünüyorum.

Büyüdün artık. Küçüklüğünün marazi hali gitti ve sakinlikle bir hayatı yaşayabilecek o hale gelebildin.

Hoşgeldin.

O kütüphane artık senin, yanından geçtiğin o yol senin, dünyadaki tüm ihtimallerin içinde sana göre olan en iyisi senin.

Bunları bilmek için, aynı sözleri söyleyebilmek gerekirdi bir başkasıyla…

Bir teğettir hayatımızın belirli zamanları. Bu teğetler ne kadar kesişir… Keşke seninle daha önce karşılaşsaydık ama hiç bir zaman geç değildir.

Dün öfkelendiysen de, bugünlerin değerli; tozlar kalktıktan sonra su berraklaşır. Tozların dibe gitmesi de, bir zaman sonudur.

Bugün Erkan Oğur’dan Bir Sevda’yı dinliyorum. Fikret Kızılok anısına.

“bir sevdayım candan içre
akar gider katre katre
gece gündüz dolup boşluktan

biraz susuz biraz yorgun

tenden sıkkın düşten sıkkın

kuş misali boşlukta gidilmez…”

Sen de dinle bu gece…

“Müzik kainat boyuncadır. İnsan nefsine hakim olamayıp ona yaklaşmaya heves eder. Ve insan varlığının müzik olduğunu anladığında, susar!…”

Öyle.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: