BIRI ANLATSIN HEMEN, NEDIR BU NORMAL? – ÖZGE MUMCU

2008 YILINDAN…

7 Aralık’ta Yunanistan’da 16 yaşında bir çocuğun polis tarafından öldürülmesi ülkede büyük bir yankıya neden oldu. 11 Eylül 2001’den bu yana “polisleşen” bir dünya düzeninin meyveleri masumlar üzerinden verildi, yine. Bu olayın ardından ülke karıştı, olayı protestoyla hükümet karşıtı eylemle birleşti. Atina, Mora ve Selanik’te protesto yürüyüşleri düzenlendi. Bu yürüyüşlere veliler, öğrenciler ve öğretmenler de katıldı. Olaylar kundaklamalara varan bir noktaya ulaştı. Olaya karışan üç polis gözaltına alırken İçişleri Bakanı Prokopis Pavlopulos istifasını verdi, başbakan Kostas Karamanlis ise bu istifayı kabul edilmedi. Yazının yazıldığı sırada olayların üzerinden 6. gün geçti. Olaylar ise büyüyerek hükümetin istifasını gündeme getirecek bir temel bir soruna dönüştü. Çünkü Yunanlı gençler bu cinayete karşı çıktı. Polisin oluşan bu olaylara tepkisi ise şiddet içeriyor: Yunan basını polisin son 5 gün içinde 4 ton göz yaşartıcı gaz kullandığını ve biten stokların yenilenmesi için bir İsrail şirketine sipariş verildiğini yazdı. 

Dinmeyenler

Suyun öte yanında ise, 2007 yılında değişen Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’nun belirli maddeleri polisin “anında” müdahalesinin hukuksal zeminini sağladı. İzmir’de bir polisin Baran Tursun’u bulunduğu cipten açtığı ateşle vurmasının üzerinden ise çok geçmedi. Baran Tursun’u 48 kişi daha izledi, tam 48 kişi. Daha geçen ay, motosikletle giden 18 yaşlarında bir çocuk daha “aşağı indirildi”. Ve biz izlemeye devam ettik. Aynı Baran Tursun olayını izlediğimiz gibi… Haberleri izledik ve en fazla internet sitelerinde görüş yazıp, site sakinleriyle birbirimize giriştik. Olayların savunmasını sadece ailelere ve aile yakınlarına bıraktık. Tabi böylesi bir “hukuk devletinde” izlemek ve suskun kalmak bir alışkanlık niteliğinde…

Baran Tursun olayında arkadan vurulma kaza raporu tutturularak kapanmak istenmiş ve “güvenlik” adı altında saman altıların, örtbas etmenin ve keyfiliğin bir kere daha altı çizilmişti. Ve bu ülkede insan hayatının ne kadar ucuz olduğunun da… 

Türkiye’nin tepkisi: Söylenme Mekanizması

Türkiye’de en önemli tepkimiz söylenmektir. Geç gelen otobüse, yanlış planlanan duble yollara, apartmanımızdaki yöneticiye, işverenimize, hocamıza, futbola ve siyasete hep eleştirel gözle bakılır ve durmadan söylenilir. Söylenme mekanizması yaygın bir normalleştirme sürecidir. Otorite korkusundan kaynaklanan bu söylenme mekanizması, içsel olarak arabayı sollayana kadardır; yani olayları normalleştirme mekanizmasıdır aynı zamanda. İçimizi rahatlattıktan, işleri kendimize göre rayına soktuktan sonra yola aynı hızla devam etmek gerekir. Ne yazıktır ki, bu söylenme mekanizması haberleri izlerken de kendini gösterir ki, bu sefer geçtiğimiz insanlığımızdır. Suskunluk, bundan sonra olacakları da kabullenmektir. 

Normalleştirme süreci

Yunanistan’da olan olayların ardından Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal’dan, “Polis, yanlışlıkla birisini vurduğunda iki gün uyuyamıyorum” açıklaması geldi.” Polisin yanlışlıkla adam vurmasından çok rahatsız olduğunu belirten Köksal, şöyle devam etti: “Büyük bir teşkilat. Yüz binlerin içinde iyi yapanların yanında bazen küçük de olsa rahatsızlıklar yaşanıyor. Peş peşe genelgeler yaptık. Herkes bilsin ki, bu tür olaylara meydan verilmeyecek. Polis, birisini yanlışlıkla vursa iki gece uyuyamıyorum. Huzursuz oluyorum. Tüm amacımız silah kullanımının kanunda yazıldığı şekilde kullanılmasıdır.” 

Milliyet Gazetesi’nden Tolga Şardan’ın haberinin devamında, emniyete eğitim verileceğini ve profesyonel yaklaşımın anlatılacağını söyleyen Köksal normalleştirme sürecini belki diğer insanlar yaratmaz korkusuyla yeniden yaratıyor. Köksal galiba uzun süre uykusuz geceler geçirmeye devam edecek, çünkü verilecek eğitimlerde fazlasıyla geç kalındı. Bu ölümlerin hesabını kim verebilir?

Ağustos ayında yaşanan bir başka olay ise geçen hafta ortaya çıktı. Polis kılığına girmiş birkaç kişi, bir pavyonu bastı, şarkıcı kadını ise saçından sürükleyerek çıkardı ve sonra tecavüz etmek üzere kaçırdı. O sırada o pavyonda bulunan kişiler, polis yeleği girmiş bu kişilere müdahale etmeye bile kalkmadı. Polisin bunu yapabiliyor olduğunun düşünülmesi bile aslında tüyleri diken diken etmeye yetmelidir. En azından medyada korku kültürü nedir konusu tartışılmaya başladı. Korkmakta normalleşen bir durumdur ülkemizde ne de olsa. 

Polis cinayetleri ve siyasi cinayetler: Bir Türkiye gerçeği

AKP, polis devletini yeniden hâkim kıldı. Dünyada uygulanan polis sistemin asli bir unsuru olduğu, Yunanistan’da yaşanan olaylarla bir defa daha tescillendi. 

Önemli siyasi cinayetlere bakıldığında, son beş yıldır İçişleri Bakanı olan bir kişi bugün AKP saflarında Genel Başkan Yardımcılığı görevi yapmaktadır. O dönemde, HSBC ve Sinagog saldırılarıyla başlayan terör olayları PKK saldırılarıyla perçinleşmiş ve Hrant Dink suikastıyla doruk noktasına ulaşmıştır. Bu terör saldırılarının ve siyasi cinayetlerin hesabı verilmemişken polis cinayetlerinin de vebalı altında kalmışlardır. 

Siyaset büyüklerinin istifa edeceği yerde sırtının sıvazlandığı, daha sonraki seçimlerde de ödüllendirildiği bir ülkede yaşıyoruz. Çarpık ilişkiler, yaşanan haksız ve adaletsiz ilişkiler ve ödüllendirme mekanizmaları ülkenin gerçekleri arasında çok uzun zamandır. 

Uzak oldukça yakın

Yaşanan haksız ölümlere “uzaklık” penceresinden bakıyoruz, hem de çoğu zaman. “Bize bir şey olmaz” bakış açımız, haksızlık penceresinde de aynı yerde. Piyango yarın size de vurabilir, sevgilinize de, arkadaşınıza da… O zaman “yakınlık” gerçekten önemli midir? 

Türkiye tarihi aynı zamanda bir terör ve cinayetler tarihidir. Ve ne sözde istifalar ne de timsah gözyaşları insanlığın yitimini gizleyemez. 

Haziran 2007’den Bugüne Kurşunlu Polis Vakalarından Seçmeler 

• Mustafa Kükçe Ümraniye’de gözaltına alındı, cezaevine sevkinin ardından kaldırıldığı hastanede öldü. (14 Haziran 2007)
• Nijeryalı göçmen Festus Okey, Beyoğlu polis merkezinde silahla öldürüldü. (20 Ağustos 2007)
• İstanbul Yenibosna’da Yürüyüş dergisi dağıtan 19 yaşındaki Ferhat Gerçek, polis tarafından sırtından vuruldu, boynundan aşağısı felç oldu. ( 7 Ekim 2007).
• Feyzullah Ete, İstanbul Avcılar’da parkta otururken, bira içtiği gerekçesiyle tartışma açan polisler tarafından göğsüne atılan tekme sonucu öldü. (21 Kasım 2007).
• İzmir’de dur ihtarına uymadığı gerekçesiyle ateş açılan jipin sürücüsü Baran Tursun, başına isabet eden kurşun sonucu öldü. ( 24 Kasım 2007). 
• Adapazarı’nda bir hırsızlık ihbarı üzerine gidilen olay yerinde koşarak uzaklaşan İ.T.’ye açılan ateş sonucu şahıs ağır yaralandı. (5 Ocak 2008)
• İzmir’de kendisine kimlik soran sivil polislerin kimliklerini göstermeleri için ısrar eden Hasan Köse, açılan ateş sonucunda yaralandı (8/01/2008)
• Murat Kurtaran, Adana’da bir bankayı soyduktan sonra öldürüldü (17/01/2008)
• Hrant Dink anmasının ardından Kemalettin Rıdvan Yalın, Beyoğlu’nda vuruldu. (19/01/2008)
• İstanbul’da Kartal’da polislerle tartışma yaşayan H.D. karnından vuruldu (19/01/2008)
• Mimar Hüseyin Turgut, Yalova’da park yeri yüzünden çıkan tartışmada öldürüldü (26/01/2008)
• Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesinin yıldönümünde düzenlenen gösterilerde 16 yaşındaki Yahya Menekşe panzer altında kaldı, Menekşe’nin ölümünü protesto gösterilerinde iki kişi yaraladı, polis cenazeye müdahale etti (15/02/2008)
• Van’daki Newroz gösterilerinde Zeki Erik göğsüne isabet eden kurşun sonucunla öldü, aynı olayda 10’u ağır 53 kişi yaralandı. (22/03/2008)
• İkbal Yaşar, Yüksekova’daki Newroz gösterisinde öldü, 2’si ağır, 23 kişi yaralandı (23/07/2008)
• Motorsikleti parka çekilen Orhan Oflas, polisin ateş açması sonucu öldü; Oflas’ın bir polis memuruna bıçakla saldırdığı söylendi (10 Temmuz)
• Arkadaşlarının sınırdışı edilmesini protesto eden Kırklareli Mülteci Kampı sakinlerinden bir kişi müdahale sonucunda öldü, dört mülteci yaralandı. (11/06/2008)
• Kadiköy’de bir çocuk yurdunda kalan 18 yaşındaki Yasin Kırbaş, sırtından vurularak felç oldu (18/06/2008)
• İzmir’de hırsızlık yaptığı söylenen Uğur Olukkaya vuruldu (3/07/2008)
• Van’da dur ihtarına uymadığı söylenen çocuklara ateş açılması sonucunda 13 yaşındaki Alişan Kuşan ağır yaralandı (5/07/2008)
• İstanbul Bahçelievler’de Cem İnci, kendi kendine söylenirken, kendisine küfür ettiğini sanan polis memuru tarafından öldürüldü (6/08/2008)
• Sivas’ta ihtara uymadığı gerekçesiyle arabasına ateş açılan Turan Özdemir öldü (25/08/2008)
• Bursa’da hırsızlık ihbarı üzerine gelien apartmanda dur ihtarına uymadığı gerekçesiyle Cengiz Koç öldürüldü (26/08/2008)
• Van’da arabayla giderken dur ihtarına uymadığı söylenen Nizamettin Özcan sırtından vuruldu (26/08/2008)
• Yürüyüş dergisi dağıtan Engin Çeber, gözaltına alındıktan sonra karakolda ve cezaevinde on gün işkence görerek yaşamını yitirdi (10/10/2008)
• İstanbul Bağcılar’da gözaltına alınan Ahmet Laçin, karakoldan çıktıktan sonra hayatını kaybetti, polis zanlının çatıdan düştüğünü söyledi (12/10/2008)
• Antalya’da dur ihtarına uymadığı söylenen Çağdaş Gemik, motosikleti üzerinde vuruldu (27/10/2008)
• Hırsızlıktan sabıkalı Soner Çankal, Altındağ’da öldürüldü. ((20/11/2008)
• Zonguldak’ta akli dengesi bozuk olan Erdal Keloğlu, karakola gitmek istemediği ve küfür ettiği gerekçesiyle copla dövülerek öldürüldü (25/11/2008) 
(“Olur Böyle Vakalar, Türk Polisi Kurşunlar”, Merve Erol, Express, 90. Sayı, Aralık 2008)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: