Türkiye Yayıncılar Birliği Yayınlama Özgürlüğü Raporu 2011 – 2012

Raporun tam metni aşağıda sunulmuştur. İlgili link için: http://www.turkyaybir.org.tr/komisyonlar/yayinlama-ozgurlugu-raporu-2012/448 

yeni_tyb_logoTürkiye Yayıncılar Birliği, 1995 yılından bu yana her yıl, Türkiye’nin evrensel ölçütlerde düşünce ve ifade özgürlüğüne bir an önce kavuşması dileğiyle, düşüncelerini ifade etmekten korkmayan isimlere Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü veriyor. Birliğin Yayınlama Özgürlüğü Komitesi de 1995’ten beri bu ödüle eşlik eden ve Türkiye’de yayıncılıkta özgürlüğün sınırlarını gözler önüne seren Yayınlama Özgürlüğü Raporu’nu kamuoyuna sunmayı sürdürüyor.

2011 yılı, pek çok yazarın, çevirmenin ve çizerin eserlerinden ve çalışmalarından dolayı yargılanmalarına, yayıncıların yayınlama hakkına yönelik engelleyici karar ve uygulamalara sahne oldu. Yayıncılar yayınladıkları, matbaacılar bastıkları kitaplar nedeniyle yargılandı, hapis cezası aldı. Okurlar da evlerinde bulundurdukları kitaplar delil kabul edilerek sorgulandılar, yargılandılar. Hakkında herhangi bir mahkeme kararı olmayan kitapların, henüz yayınlanmamış kitap taslaklarının, kitapların isimlerinden oluşan listelerin bile ağır suçlara delil sayıldığı 2011, düşünceleri yayınlama hakkının yanı sıra düşüncelere erişme, onları benimseme ve herhangi bir şekilde ifade etmeye yönelik de ciddi ihlallerin görüldüğü endişe verici bir yıl oldu.

Son yıllarda ülkemizde muhalif düşüncelere sahip oldukları ve bunları sözlü veya yazılı olarak ifade ettikleri için hapse girenlerin sayısı dramatik bir hızla yükseldi. Yayınlama özgürlüğüne getirilen kısıtlamalardan en ciddi darbeyi ise 2011 yılında basın mensupları aldı. BİA Medya Gözlem Raporu’na göre, mart ayı sonu itibariyle tutuklu gazeteci sayısı 100, dağıtımcı sayısı 35. Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu’nun güncel listesine göreyse 5 Mayıs tarihi itibariyle tutuklu gazeteci sayısı 92. Bu sayılara çeşitli gerekçelerle yargılanan ya da hakkındaki suçlamayı bilmeden aylardır tutuklu halde yargılanmayı bekleyen yazarlar dahil değil.

Bianet’in raporuna göre, tutuklu gazeteci ve dağıtımcı/medya çalışanıyla ilgili yargılamalar ve soruşturmalar büyük çoğunlukla “haber takibi”, “kitap yazımı”, “iktidara eleştirel habercilik” ve “Kürt medyasında çalışmak” gibi iddialardan yola çıkıyor. Bu gazeteciler yaptıkları gazetecilik faaliyetini “yasadışı örgütün medya ortamı” eylemliliği olarak ele alan bir “suç” tanımına bağlı olarak hapisteler. Davalarda mensubu oldukları basın kuruluşu, hazırladıkları haberlerin konuları, görüştükleri haber kaynakları, haber yapmak için içinde bulundukları eylemler ve gazetecilik çalışmalarının ürünü olan haber metinleri ve kitaplar delil gösterildi. Ağır ceza istemleriyle Terörle Mücadele Yasası’ndan açılan davalarda, soruşturma ve yargılama süreçlerinin uzunluğu nedeniyle pek çok sanık gazeteci ve yazar hangi suçla suçlandıklarını bilmeden tutuklu olarak aylarca, hatta yıllarca duruşmalarını bekliyor. Bu uzun bekleme sürecinde “soruşturmanın gizliliği” gerekçesiyle haklarındaki suçlamaları ve delilleri öğrenemediklerinden savunma hazırlama haklarını da kullanamıyorlar.

Tutuklamaların yanı sıra yine gazete ve dergiler toplatıldı, yayınları durduruldu, sahipleri yüksek para cezalarıyla yayınlarını sonlandırmaya zorlandı. Basın mensupları haberlerinden, köşe yazarları yazılarından dolayı mesleklerinden uzaklaştırıldı. Hukuki baskı giderek artarken, süren soruşturmalar kastedilerek yapılan “tutukluların gazeteci değil terörist oldukları” şeklindeki itham edici resmi açıklamalar da hem davaları süren tutuklu gazetecilerin kendilerini savunmalarını daha da güçleştirdi hem de görevdeki basın mensuplarının haberlerini hazırlarken yaşadığı psikolojik baskıyı ve otosansürü artırdı.

Kitap Toplatmalar

2011’in mart ayında, gazeteci Ahmet Şık’ın Odatv soruşturması kapsamında tutuklanmadan önce üzerinde çalıştığı, henüz basılmamış kitap taslağı “İmamın Ordusu” hakkında “kitap değil terör örgütü dokümanı olduğu” iddiasıyla toplatma ve el koyma kararı verildi. Gazeteci Ertuğrul Mavioğlu’nun ve Şık’ın avukatının işyerlerinde, kitabı yayınlayacağı duyumu alınan yayınevlerinin bilgisayarlarında da kitabın kopyaları arandı. Karara ve aramalara tepki olarak kitap taslağı sosyal medyada yayıldı; yüzbinlerce kişi karara rağmen kitabı internetten indirdi. Yasaklı kitap kasım ayında 125 gazeteci, aktivist ve akademisyenin imzasıyla, “000Kitap: Dokunan Yanar” adıyla Postacı Yayınevi tarafından yayınlandı, İstanbul Kitap Fuarı’nda pek çok yayınevi standında satışa sunuldu ve entelektüel kitabı yazar sıfatıyla imzaladı. Kitap en çok satan kitaplar listesine girdi.

Haziran ayında İstanbul’da İnsan Kitabevi’ne, Iğdır’da Serhat Kitap Kırtasiye’ye ve Elazığ’da Jiyan Kitabevi’ne yapılan polis baskınlarıyla, İthaki Yayınevi’nin yayınladığı, Cengiz Kapmaz’ın “Öcalan’ın İmralı Günleri” adlı kitabına el kondu. Toplatma, Kahramanmaraş Sulh Ceza Mahkemesi’nin Mezopotamya Yayınları’nın altı ayrı kitabı ile İthaki Yayınları’nın bir kitabı hakkında aldığı “toplatma ve satış yasağı kararı” üzerine gerçekleştirildi. “Öcalan’ın İmralı Günleri” adlı kitabın kitapçı ve dağıtımcılardan satış yasağı getirilerek toplatılması yurt çapında sürdü. Yayıncı ve yazarı hakkında henüz bir dava açılmamış olmasına rağmen kitap piyasadan tamamen çekilmiş oldu.

Aralık ayında gazeteci Harun Gürek’in “Belediye İhale Dalavereleri” (Togan Yayınları) kitabı, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu’nun şikayeti üzerine Kocaeli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararıyla toplatıldı. Ankara, İstanbul, Bursa, Kocaeli, Konya, Samsun gibi AKP’li belediyelerin ihalelerinin incelendiği kitabın kapağında, bu belediyelerin başkanlarının fotoğrafları yer alıyordu. Mahkeme, kitabın sonraki baskılarında Karaosmanoğlu’nun fotoğrafının yer almamasına, basılıp dağıtılmış kitaplardan ise fotoğrafın çıkartılmasına karar verdi. Kapak fotoğrafı dışında, kitabın içeriğine dair hiçbir şikayet olmadığı halde kitabın toplatılması ve kararda herhangi bir yasa maddesinin gerekçe gösterilmemesi tepki aldı.

Kitaba Soruşturma

2012 Ocak ayında çok sayıda kitapla ilgili soruşturma vakaları yaşandı.

Silahlı saldırı sonucu 1992’de yaşamını yitiren Kürt şair ve yazar Musa Anter’in Aram Yayınları’ndan çıkan kitaplarına “yasak” getirildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı yayıncı hakkında, “kitapların örgüt propagandası yaptığı” iddiasıyla soruşturma başlattı. Musa Anter’in oğlu Dicle Anter savcılığın kendisine, “Ölmüş bir adamın kitaplarını neden basıyorsunuz?” gibi sorular yönelttiğini dile getirdi.

BDP Muş Milletvekili Demir Çelik, TBMM’de basın toplantısında düzenleyerek, “Özgürlüğünde Kaldı Gözlerim” (Aram Yayınları) romanına “terör örgütü propagandası” gerekçesiyle Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’nca soruşturma açıldığını açıkladı. Çelik, gerçek olaylara dayandığını belirttiği 940 sayfalık kitabının okunmadan soruşturulduğunu, Aram Yayınları’nın aynı başsavcıların talimatıyla basılarak beş farklı kitap için aynı gerekçeyle soruşturma yürütüldüğünü söyledi. Bu kitapla ilgili olarak Aram Yayınları’na 20 bin TL ceza verildi.

1980 askeri darbesinde gözaltına alınıp Diyarbakır Askeri Cezaevi’ne konulan ve 20 yıl sonra yasa değişikliği ile tahliye edilen yazar İrfan Babaoğlu’nun üç Kürtçe kitabı hakkında soruşturma başlatıldı ve kitaplar toplatıldı. Cezaevinde geçen olayları konu alan anı, öykü, şiir türlerinde eserlerine el konulan Babaoğlu hakkında ayrıca, “Auschwitz’den Diyarbakır’a 5 Nolu Cezaevi’ne” (Şevda Yayınları) isimli anı kitabıyla ilgili olarak 5 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan, Babaoğlu’nun yayıncı Şevda Basım Yayın Sorumlusu Mehmet Emin Teymur ile birlikte yargılandığı davanın iddianamesinde, kitapta yer alan, duruşma salonunda ve cezaevinde söylenenlerden, PKK kadrolarındaki kişilerin sözlerinden aktarılan alıntılar “propaganda” içerikli sayıldı. Babaoğlu’nun Türkçe yazılmış kitaplarına dava açılmadığı halde aynı eserlerin Kürtçe baskılarına soruşturma ve dava açıldığı öğrenildi. Kürt Yazarlar Derneği son dönemde Kürt yazarların Türkçe ve Kürtçe kitaplarının toplatıldığı ve yazarları hakkında soruşturma açıldığı iddiasını dile getirmek için Kürt yazarların katılımıyla basın toplantısı düzenledi.

 Kitap Reklamına Sansür

Destek Yayınevi’nin yayınladığı, Zülfü Livaneli’nin “Engereğin Gözündeki Kamaşma”sının çizgi roman uyarlaması “Harem”in tanıtım afişleri, kitabın kapağı “müstehcen” bulunduğu için İstanbul metrosunda sansürlenerek sergilendi. Kapakta resmedilmiş kadının yarı çıplak izlenimi veren ancak vücudunun görünmediği çiziminden dolayı ilk başvurusu Ulaştırma A.Ş. tarafından reddedilen yayınevinin, tanıtım afişini, resmin ortasına bir şerit çekerek yeniden hazırladığı öğrenildi.

 Yazara ve Yayıncıya Davalar

 “Hakaret”

Aydınlık Dergisi eski Genel Yayın Yönetmeni gazeteci Deniz Yıldırım, cezaevindeyken yazdığı “Tayyip’in Voleleri” (Kaynak Yayınları) isimli kitap nedeniyle Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açtığı “hakaret” davasından aralık ayında beraat etti. Yıldırım, Ergenekon soruşturması kapsamındaki “İnternet Andıcı” davasıyla birleştirilen “Islak İmza” davasında yargılanan 29 kişi arasındaki tutuklu tek sanık olarak 2 yılı aşkın süredir cezaevinde.

 “Kişilik Haklarına Saldırı”

Eski Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner İsmailağa Cemaati hakkında soruşturma başlattıktan sonra yaşanan süreci anlatan Cumhuriyet gazetesi muhabiri İlhan Taşcı’nın Cumhuriyet Yayınları’ndan çıkan “Cüppeli Adalet”, Hürriyet muhabiri Ali Dağlar’ın Kaynak Yayınları’ndan çıkan “Ağa 01” ve Radikal’den İsmail Saymaz’ın Kalkedon Yayınları’ndan çıkan “Postmodern Cihad” adlı kitapları hakkında, Ergenekon soruşturmasını yöneten savcı Osman Şanal’ın şikayetiyle üç farklı suçlamayla dava açıldı. Davalardan ilki, bu üç gazetecinin Şanal’ı “terör örgütüne hedef gösterdikleri” iddiasıydı. TMK’nin 6/1. Maddesine dayanan hapis istemli bu dava, kitaplarla ilgili yasal dava açma süresi aşıldığı için, Basın Kanunu’ndaki “zamanaşımı” hükmüyle düştü. İkinci dava Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 125. maddesine dayanan “kişilik haklarına saldırıldığı” gerekçesiyle, tazminat istemiyle açıldı. Bu davanın iddianamesinde, “Postmodern Cihad” kitabına yönelik, kitap kapağında Şanal’ın resminin kullanıldığını, “soruşturmanın bir cemaat-tarikat hesaplaşması sonucu yapıldığının” ve Şanal’ın “cihad kastıyla hareket ettiğinin” belirtildiği; “Cübbeli Adalet” kitabına yönelik, Şanal’ın “cihad kastıyla hareket ettiğinin” belirtildiği; “Ağa 01” kitabına yönelik ise “Şanal’ın yanlı kasıtlı hareket ederek, tarikatçı olduğu izlenimi verdiği” gibi iddialar öne sürüldü; dava beraatle sonuçlandı. Gazetecilerin “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” ettikleri gerekçesiyle açılan dava ise İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde sürüyor.

 “Dini Değerleri Aşağılama”

Metis Yayınları’nın her yıl yayımladığı ajandalardan 2010 yılında yayımlanan, “inanmama hakkı” konulu İllallah Ajandası hakkında, TCK’nin 216/3 maddesince “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri aşağılama” iddiasıyla 2010’da açılan dava sürüyor. İstanbul 16. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada yayınevi yönetmeni Semih Sökmen, editörler Müge Sökmen, Özge Çelik, Tuncay Birkan, Özde Duygu Gürkan, grafikerEmine BoravedüzeltmenEylem Canyargılanıyor. Ajandanın sunuşunda, inanma hakkının örgütlü dinlerle, devlet bütçeleriyle, polis ya da asker güçleriyle korunduğu anlatılıyor, “Bu ajandayı hazırlayan bizler, inanma hakkına saygı duyuyoruz. Ama biraz daha derin bir saygıyı, inanmama hakkına duyduğumuzu da belirtmemiz gerek” deniliyordu. Ajandada, George Bernard Shaw, Umberto Eco, Fyodor Mihailoviç Dostoyevski, James Joyce, Albert Einstein, Bertrand Russell, Galileo Galilei gibi dünya tarihinin önemli isimlerinden alıntılar yer alıyordu.

 Karikatüre Dava ve Kundaklama

Penguen dergisinde çalışan karikatürist Bahadır Baruter’e, çizdiği bir karikatür nedeniyle 1 yıl hapis istemiyle dava açıldı. Penguen dergisinde yer alan karikatürde, cami sütunu üzerinde “Allah yok, din yalan” yazısı bulunuyordu. Türkiye Diyanet ve Vakıf Görevlileri Sendikası ile bazı vatandaşların şikâyetçi olduğu Baruter hakkında hazırlanan iddianame, “Halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerleri alenen aşağılamak” suçunu belirleyen TCK’nin 216/3. maddesine dayanıyor. 3 Mayıs’ta Penguen Dergisi’nin bulunduğu binada karikatüristlerin de çalıştığı saatlerde yangın çıktı. İtfaiye müdürlüğünün raporu, yangının bir kaza değil, kimliği meçhul kişi ya da kişilerce başlatıldığı yönünde. Olayın aydınlatılması ve sorumluların tespiti için savcılıkça açılan soruşturma sürüyor.

 “İftira ve Hakaret”

Tutuklu Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’ya, “Haliç’te Yaşayan Simonlar: Dün Devlet Bugün Cemaat” adlı kitabında ismi geçen Osman Hilmi Özdil’e “iftirada bulunduğu” ve “hakaret ettiği” gerekçesiyle Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Mart ayındaki duruşmada, Avcı, Özdil’e “iftirada bulunduğu” için 1 yıl, “hakaret ettiği” için 3 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, 3 ay 15 günlük cezayı 2 bin 100 lira adli para cezasına çevirdi. Cezalara ilişkin hükmün açıklanması geri bırakıldı.

“Yasadışı Örgüt Propagandası”

Do Yayınevi’nin sahibi Hüseyin Gündüz’e Aras Erdoğan’ın yazdığı “Haberlerin Ağında Öcalan” adlı kitap nedeniyle açılan dava sonuçlandı. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Gündüz’ü “yasadışı örgüt propagandası yaptığı” suçlamasıyla bir yıl altı ay hapis cezasına mahkûm etti.

 Sertaç Doğan’ın yazdığı ve Do Yayınları’ndan çıkan “Şırnak Yanıyor 1992” adlı kitapta “terör örgütü propagandası” yapıldığı gerekçesiyle yayıncı Hüseyin Gündüz’e hapis cezası verildi. TCK’nın 3713 sayılı yasa 7/2 maddesine dayandırılan ceza para cezasına çevrildi. Kitap 21 Mart 1992 tarihinde onlarca kişinin ölümüyle sonuçlanan Şırnak’taki Newroz kutlamalarının öncesi ve sonrası tanıklıklara dayanılarak anlatıyor.

Matbaacıya Ceza

İstanbul Özel Yetkili 14. Ağır Ceza Mahkemesi, ‘Anılarla Abdullah Öcalan’ kitabının yazarını tespit edemedi, yayıncıyı da anayasal değişiklik dolayısıyla cezalandıramayınca ‘fatura’ kitabı basan matbaanın sahibine kesildi. 2005’te Çetin Yayınları tarafından basılan kitap hakkında açılan soruşturmada, kitabın yazarı Gülseren Aksu’nun takma isim olduğu belirlendi. Anayasa Mahkemesi’nin 2009’da aldığı, basın organlarının suça iştirak etmemiş yayınevi sahipleri ve yayın sorumlularını cezadan kurtaran kararı nedeniyle yayıncı da davadan beraat etti. Mahkeme, kitabın basıldığı Berdan Matbaası’nın sahibi Sadık Daşdöğen’e, ‘matbaacının yazarın yerine geçtiği’ varsayımıyla, “örgüt propagandası”ndan 1 yıl hapis ve 782 TL para cezası verdi. 16 Aralık’ta tutuklanarak cezaevine gönderilen Daşdöğen 9 ay hapiste kalacak.

“Müstehcen içerik”

William S. Burroughs’un “Yumuşak Makine” eserinin yayıncısı İrfan Sancı ile çevirmeni Süha Sertabiboğlu hakkında, Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulunun verdiği rapora dayandırılan “müstehcen içerik” iddiasıyla, TCK’nin 226. maddesi gereğince dava açıldı. Edebiyatta “beat” akımının öncülerinden dünyaca ünlü yazarın eserinin “edebi eser olup olmadığı” ve “çevirisinin doğru yapılıp yapılmadığı”na karar vermek için, Karşılaştırmalı Edebiyat bölümlerinden iki öğretim görevlisi ile bir ceza hukukçusundan oluşan bilirkişi heyetinin raporlarının beklendiği dava sürüyor.

Chuck Palahniuk’un “Ölüm Pornosu” adlı eserini yayınlayan Ayrıntı Yayınları’nın sahibi Hasan Basri Çıplak ile eserin çevirmeni Funda Uncu İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde “müstehcen yayınların yayınlanmasına aracılık etmek” suçlamasıyla yargılanıyor. İddianamede, eserde ‘gayri ahlaki’ ve ‘edebi olmayan’ anlatımların bulunduğu belirtiliyor ve sanıkların 3 yıla kadar hapsi isteniyor. Savunmalarında Çıplak, eserde kadının bir meta olarak kullanılmasının eleştirildiğini, Uncu ise eserin aslına sadık kalarak görevini icra ettiğini söyleyerek kendini savundu. Bilirkişi bulunamaması ve rapor hazırlanamamış olması nedeniyle dava ertelenerek sürüyor.

Okullarda ve Üniversitelerde Uygunsuz Bulunan Kitaplar

 Ankara Yenimahalle İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, Mina Urgan’ın “Bir Dinozorun Anıları” adlı kitabını “Kişisel Hayatı Konu Alan Metin Türleri” konusuna örnek göstererek lise öğrencilerine öneren öğretmen hakkında inceleme başlattı. Gerekçe kitabın “küfür içermesi, Allah inancı hakkında kuşku yaratması ve içkiye özendirmesi”. Ortaöğretim 9, 10, 11 ve 12. sınıflarda Türk Edebiyatı dersinde hatıra, gezi, günlük gibi kişisel hayatı konu alan metinlerin işlenmesi zorunlu. Yayımlandığı 1998’de en çok okunan kitaplardan biri olan “Bir Dinozorun Anıları”; Urgan’ın yanı sıra, Halide Edip Adıvar, Abidin Dino, Necip Fazıl, Sait Faik Abasıyanık, Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Orhan Veli gibi dönemin tanınmış birçok yazarının yaşamları hakkında bilgiler içerdiğinden anı, öz yaşam ve öyküleyici anlatım konuları için en uygun kitaplardan biri niteliğinde.

İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’nün başlattığı ‘Yazarlar Okullarda’ isimli projeyle, aralık ayında liselere tavsiye edilen Aslı Tohumcu’nun ‘Abis’ isimli kitabının “pornografik olduğu” ve ‘küfür içerdiği’ gerekçesiyle okullardan toplatılması talebi tartışma yarattı. İlk kez 2003 yılında basılan 19 öyküden oluşan kitap gündelik hayattaki şiddeti anlatıyor. Türk Eğitim Sen 2 No’lu Şube Başkanı İbrahim Çakmak, kitapla ilgili velilerden şikâyet geldiğini iddia ederek ve kitapta ‘pornografiye varan ifadeler’ olduğunu söyleyerek kitabın öğrencilerden toplatılmasını talep etti ve dava açacaklarını belirtti. MHP Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut da TBMM’ye soru önergesi verdi.

Samsun 19 Mayıs Üniversitesi’nde “kitap takas standı” açan 7 öğrenci hakkında soruşturma başlatıldı. Üniversitede okuyan 7 genç, dönem sonu olan aralık ayında 3 gün, kampüste kitap takas standı açtı. Ara tatile girmeden standı toplayan öğrenciler, ikinci dönemin başında okula geldiklerinde, haklarında soruşturma açıldığını öğrendiler. Öğrenciler, bilginin satılmasına karşı oldukları ve kitaplarını paylaşmayı tercih ettikleri için böyle bir stand açtıklarını, geçmiş dönemlerde başka fakültelerde de bu standların açıldığını ve neden şimdi soruşturma konusu olduğunu anlayamadıklarını dile getirdiler.

Kitaplar Suç Delili

Hopa’daki olayları AKP Ankara İl Başkanlığı önünde protesto edenlere “terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla açılan davanın iddianamesinde, yasal ve satışta olan çeşitli kitaplar ve süreli yayınlar “terör” suçuna delil sayıldı. Hopalı gençlerin evlerinden toplanan ve savcılığın “terör örgütü üyeliği” suçlamasının dayanağını oluşturan deliller arasında “İdam Gecesi Anıları”, Georges Politzer’den “Felsefenin Temel İlkeleri” ve Oğuzhan Mütfüoğlu ile söyleşi “Bitmeyen Yolculuk”, Lenin’in “Devlet ve İhtilal” ve “Emperyalizm Kapitalizmin En Yüksek Aşaması” eserleri gibi pek çok kitap yer alıyordu.

“Örgüt üyeliği” suçlamasıyla 13 aydır tutuklu olan Yürüyüş dergisi çalışanlarıyla ilgili davanın iddianamesinde, gazetecilikle ilgili kitaplar ve Nâzım Hikmet’in bir kitabı delil gösterildi.

Derginin İstanbul’daki bürosuna 2010’da yapılan baskında, çeşitli yayınlara “örgütsel doküman” denilerek el konulmuş, 6 dergi çalışanı “terör örgütü propagandası” ve “terör örgütü üyesi” suçlamasıyla tutuklanmıştı. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada deliller arasında, dergide yayımlanan yazılar ile satışı serbest olan bazı kitaplar da bulunuyor. Polis inceleme tutanağında delil olarak geçen kitaplar şunlar: Adalet Yayıncılık’a ait, avukat Sibel Gökçe’nin yazdığı ‘Gazetecilerin Hakları ve Mesleki Sorunları’; İmge Yayıncılık’a ait, Atilla Özsever’in hazırladığı, ‘Tekelci Medyada Örgütsüz Gazeteci’; Bilgi Yayınevi’ne ait Nâzım Hikmet’in ‘Gurbet Ölümden Beter’ isimli şiir kitabı, Evrensel Basım Yayın’a ait, Sennur Sezer-Adnan Özyalçıner’in hazırladığı ‘Ekmek Kavgası’; Sol Yayınları’na ait, Muzaffer Erdost’un çevirdiği, Stalin’in ‘Leninizmin İlkeleri’. İddianamede, derginin yayına hazırlandığı Ozan Yayıncılık’ta çalışan Cihan Gün ve Halit Güdenoğlu için yayınevindeki kitaplar üzerinde parmak izlerinin bulunması da suça delil sayıldı.

Özgürlükçü Gençlik Derneği’nin Samsun, Hatay ve İstanbul şubelerine üye beş genç, “terör örgütü üyesi oldukları” iddiasıyla gözaltına alındı. İddianamede, örgüt üyeliğiyle suçuna delil olarak kitaplar gösterildi. Gençlerin TKP/K örgütüyle bağları olduğuna dair sunulan kanıtlar arasında, herhangi bir kitapçıdan edinebilen Hikmet Kıvılcımlı kitapları, Tolstoy’un Savaş ve Barış romanı, üzerinde Deniz Gezmiş resmi olan kitap ayraçlarının yanı sıra evde bulunan bir okunacak kitaplar listesi de sayıldı.

Kitap Listesi Suç Delili

İlk kez bir “kitap listesi” de delil tanımının içine girdi. “Dört farklı örgüt üyesi oldukları” ve “eylem planladıkları” iddiasıyla 21 Ocak 2011’de tutuklanan üniversite öğrencilerinden Ali Haydar Yıldız’ın evinde bulunan “kitap listesi”, polis inceleme tutanağında ve iddianamede delil olarak sunuldu. Polis tutanağında listedeki kitaplarla ilgili 1970’li yıllardan kalma toplatma kararlarına atıfta bulunuldu. Yıldız’ın avukatı Murat Yılmaz, listedeki kitaplar hakkındaki toplatma kararlarının 12 Eylül öncesine ait olduğunu, şu anda bu kitapların rahatlıkla bulunabildiğini belirtti. Yıldız’a savcılıkta kitap listesi ile ilgili, “örgütsel içerikli ve üzerlerinde toplatma kararı bulunan yayınların isim listesini neden bulundurduğu”, “yayınların isimlerini örgütsel eğitimlerinde kaynak göstermek için mi bulundurduğu” gibi sorular sorulduğu öğrenildi.

 Anayasa Taslağı Dağıtmak Suç

2007’deki yeni anayasa tartışmaları sırasında, Haklar ve Özgürlükler Cephesi adına “Halk Anayasası Taslağı” isimli bir kitapçık yayınlayarak dağıtan 10 gence, Özel Yetkili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava 2011’de hapis cezasıyla sonuçlandı. Savcı, kitapçıkta “her halkın kendi kaderini tayin hakkına” vurgu yapılmasıyla PKK propagandası yapıldığını, “MİT merkezleri, siyasi şubeler ve gizli kontrgerilla üslerindeki tüm işkence aletleri halkın gözü önünde imha edilecek” şeklindeki ibareyle “devletin askeri ve emniyet teşkilatının alenen aşağılama” suçunun işlendiğini savundu. 19 Temmuz 2011’deki son duruşmada tüm gençlere “terör örgütü propagandası yapmak” suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Ayrıca gençler hakkında TCK 301. maddesinde yer alan “Türklüğü, Cumhuriyeti, devletin kurum ve organlarını aşağılama” ithamıyla dava açmak için Adalet Bakanlığı’ndan izin istendi. Bakanlık ise cevaben mahkemeye, 301. maddeden dava açılmasına gerek olmadığını, söz konusu metnin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında olduğunu belirten bir yazı gönderdi.

 Çeviri Taslağı Suç Delili

KCK soruşturması kapsamında 43 gazeteciyle birlikte tutuklanan Birgün gazetesi ve Fırat Haber Ajansı muhabiri gazeteci Zeynep Kuray’ın evinden çıkan flaş belleğinde bulunan çeviri taslağı, iddianameye delil olarak girdi. Ev aramasında bulunan flaş bellekte, Kuray’ın annesinin eşi çevirmen Ali Berktay’a ait, 2013 yılında yayınlanması planlanan, Fransız yazar Jean François Solnon’un “Le Turban et la Stambouline”inin çeviri taslağı yer alıyordu. Berktay, Türkçeye kazandırmak istediği kitabın ham çevirisini kaydettiği flaş belleği baskından kısa süre önce Kuray’a ödünç vermişti. Savcı Çimen, 15. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar Batı-Osmanlı kültürel ilişkilerini inceleyen kitabın çevirisinde geçen, kimliği belirsiz bir yazar tarafından 1526’da söylendiği aktarılan “Türkler her yaptıklarında köpeklerden daha beterdiler” ifadesi ile bir papalık temsilcisinin, Erasmus’un ve Luther’in Türkler aleyhindeki görüşlerini “Türklere ve Türklüğe hakaret” suçunu belirleyen 301 madde kapsamında delil olarak iddianameye koydu. Bugüne kadar 50’yi aşkın kitabı Fransızca ve Türkçe’ye kazandıran Ali Berktay’dan alınan bilgiye göre, kitabın iddianameye konu olan üçüncü bölümünde Osmanlı ile Fransızlar arasındaki çatışmanın had safhada olduğu 1500’lerin anlatılıyor. Kitapta Türklerin ettiği hakaretler de yer aldığı halde Fransa’da basılmasında bu herhangi bir sorun yaratmamıştı.

Cezaevinde Yasaklı Kitaplar

 Aralık 2011’de yayınlanan Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şubesi Cezaevleri ve İnfaz İzleme Komisyonu Sincan Cezaevi Raporu, cezaevine gönderilen kitapların 70’li yıllardan kalan yasaklar gerekçe gösterilerek veya “Sakıncalı bulundu” ifadesi yeterli görülerek tutuklulara verilmediğini ortaya koydu. “Basın savcılıklarınca tedbir altına alınmamış, hâkimlik kararı ile yasaklama veya toplatma kararı verilmemiş her türlü süreli yayın ve kitap cezaevi idareleri tarafından keyfi olarak sınırlandırılmaktadır; günlük gazeteler için dahi fiili yasak ve engellemeler getirildiği gözlenmiştir” denilen rapora göre, girişi engellenen kitaplar arasında Dimitrov’un “Faşizme Karşı Birleşik Cephe”, “Komünist Manifesto”, Mao’nun “Seçme Eserler”i, Server Tanilli’nin “Uygarlık Tarihi”, Ece Temelkuran’ın “Ne Anlatayım Ben Sana”, ÇHD tarafından basılan “Hayata Dönüş Operasyonu-Koğuştan Hücrelere” kitapları yer alıyor.

Nisan ayında, Bakırköy (İstanbul) Kadın Cezaevi’nde kalan Aysun Akdağ ile Elif Sultan Kalsen’e gönderilen İlya Ehrenburg’a ait “Dipten Gelen Dalga”; Mao Zedung’a ait “Halk Savaşında Temel Taktikler”; Vladimir İ. Lenin’e ait “Gençlik Üzerine” ve Josef Stalin’e ait “Strateji ve Taktik” adlı kitapların cezaevi yönetimi tarafından yasak olduğu gerekçesiyle cezaevine alınmadığı öğrenildi.

Cezaevinde Kitap Dosyası İmhası

Siyasi hükümlü Halil Gündoğan’ın cezaevinde yazdığı “Metris’ten Munzur’a Bir Firarinin Öyküsü” adlı kitabın ikinci cildinin taslağı “sakıncalı mektup” olarak değerlendirilip imhasına karar verildi. Sincan 1 No’lu F Tipi’nde hükümlü olan Gündoğan, 12 Eylül’den bu yana yaşadıklarını 2005’te “Metris’ten Munzur’a Bir Firarinin Öyküsü” adıyla yayımladı. Kitabın 2. cildini yazan Gündoğan, 200 sayfalık el yazısı dosyayı ailesine ulaştırmak için cezaevi yetkililerine teslim etti. Cezaevi yönetimi dosyayı, içinde “suç unsuru” bulunduğu gerekçesiyle imha etme kararı aldı. Gündoğan’ın avukatının itirazını da reddeden cezaevi yönetimi başka nüshası olmayan kitabın imha edeceğini açıkladı.

22 bin 601 Kitap Yasak

 CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’e yönelik soru önergesinde, Türkiye’de hakkında yasak ve toplatma kararı bulunan kitap, CD, albüm sayısını sordu. Bakan Ergin, 3. yargı paketinde mevcut kitap yasaklarını sona erdirecek hükümlerin yer alacağını açıklarken, bu soruya dair “Bakanlığının bilgisi bulunmadığı”nı belirterek önergeyi İçişleri Bakanlığı’na sevk etti. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, 1952’den bugüne çeşitli mahkemeler tarafından haklarında toplatma, yasaklama ve yayın durdurma kararı verilen yayın sayısının 22 bin 601 olduğunu, toplama kararı kaldırılan yayın sayısının ise 529’da kaldığını bildirdi.

Basına Yönelik Davalar

Odatv Davası

Kamuoyunda bilinen adıyla “Odatv Davası”, tüm sanıkların gazeteci olması ve gazetecilik faaliyetleri delil gösterilerek TMK kapsamındaki suçlarla yargılanmaları açısından bir örnek dava niteliğinde.

Nedim Şener, Ahmet Şık, Yalçın Küçük, Soner Yalçın ve Oda TV haber sitesi çalışanlarının yargılandığı, 12’si tutuklu 14 sanıklı dava 22 Kasım’da İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı. Gazeteciler 265 günlük tutukluluğun ardından mahkemeye çıktı. 12 Mart’taki duruşmada Şık, Şener, Sait Çakır ve Coşkun Musluk 375 gün tutukluluğun ardından tahliye edildi. Haziran ayındaki duruşmaya kadar diğer sanıkların tutukluluk süresi 1,5 yıl olacak.

Ayrıca, Şık’ın cezaevinden çıkarken sarf ettiği “Bize bu komployu kuranlar, polis de, savcılık da, yargı da bu cezaevine girdiğinde Türkiye’ye adalet gelecek” sözleri hakkında “hâkim ve savcıları terör örgütlerine hedef göstermek ve tehdit etmek”ten soruşturma başlatıldı.

KCK davası

Özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği’nce yürütülen KCK (Kürdistan Topluluklar Birliği) soruşturması kapsamındaki 36’sı gazeteci 44 tutuklu sanıkla ilgili davanın iddianamesi, İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Sanıklar arasında Özgür Gündem, Birgün Gazetesi, Vatan Gazetesi, Dicle Haber Ajansı, Etkin Haber Ajansı muhabir ve çalışanları yer alıyor.

İddianameye göre sanıklar “örgüt yöneticisi” ya da “örgüt üyesi” olmak, “KCK’nin basın komitesi yapılanmasında” yer almakla suçlanırken, gazetecilik faaliyetiyle ilgili haber taslakları, öykü taslağı, kitap çevirisi taslağı; haber yapmak amacıyla gidilen eylemler, haber kaynaklarıyla telefon görüşmeleri suç delili sayıldı. 24 Aralık’ta tutuklanan gazeteciler 10 Eylül 2012 tarihindeki ilk duruşmaya kadar 9 ay tutuklu kalmış olacak.

 İnsan Hakları Savunucusu, Yayıncı Ragıp Zarakolu ve Büşra Ersanlı’nın tutuklanması

Türkiye Yayıncılar Birliği üyesi ve Yayınlama Özgürlüğü Komitesi Başkanı, yayıncı Ragıp Zarakolu, Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) operasyonları kapsamında 1 Kasım 2011’de tutuklandı. Zarakolu’na savcılıkta, Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) bünyesindeki Siyaset Akademisi’nin açılışına neden katıldığı ve akademide ders verip vermediği soruldu. Zarakolu’nun, ifadesinde, evinde yapılan aramada yayıncılıkla ilgili belgelere ve çalışmalarına el konulduğunu anlatarak, “Bu belgeler çeşitli kitap taslaklarını içeriyor. Suçlamalara konu faaliyetlerim tamamen entelektüel faaliyetlerdir” dediği öğrenildi. Duruşmalar başlamadan önce mahkemenin ara kararıyla Nisan ayında tahliye edilen Zarakolu’nun “örgüte yardım ve yataklık” suçlamasıyla 15 seneye kadar hapis cezası isteniyor.

Zarakolu tutukluluğu sırasında, Belçika merkezli İnfo-Türk Vakfı tarafından 2012 yılı Özgürlük Ödülü’ne ve Mahsus Mahal Derneği’nin her yıl hapishanelerdeki mahpus yazarlarla dayanışma içinde olan yazar, sanatçı ve yayıncılara verdiği Mahsus Mahal Dostluk Ödülü’ne layık görüldü. Zarakolu aynı dönemde İsveçli milletvekilleri tarafından 2012 Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi. Zarakolu’na son olarak, Amerika’daki en büyük insan hakları örgütü İnsan Hakları İzleme Komitesi kurucularından Jeri Laber adına PEN tarafından verilen “Jeri Laber Uluslararası Yayınlama Özgürlüğü Ödülü” verildi.

Anayasa profesörü ve BDP Anayasa Komisyonu başkanı, yazar Büşra Ersanlı da aynı operasyonla tutuklananlar arasındaydı. Ersanlı, birkaç defa siyaset akademisinde verdiği dersler ve panellerde sorulan sorulara dair tuttuğu notlar delil gösterilerek “terör örgütü yöneticiliği” suçlamasıyla tutuklu bulunuyor ve 22,5 yıla kadar hapsi isteniyor. Duruşmalarına temmuz ayında başlanacak dava, düşünce ve ifadelerin suç delili sayılması, tutuklu gerekçelerinin yetersizliği ve uzun tutukluluk süreleriyle düşünce özgürlüğü açısından ciddi eleştiriler aldı.

 Süreli Yayınlara Yayın Durdurma, Toplatma

Haziran ayında Azadiya Welat gazetesinin yayını 9. kez durduruldu, karar Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 6. maddesine dayandırıldı. Eylül ayında Halkın Günlüğü Gazetesi “terör örgütü propagandası yaptığı” gerekçesiyle bir ay kapatıldı, 18. sayısı çıktığı gün toplatıldı.

Aralık ayında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Yürüyüş dergisinin yayınının “terör örgütü propagandası yapmak” gerekçesiyle 1 ay süreyle durdurulmasına karar verdi. Derginin 299. sayısı da bazı yazıları nedeniyle toplatıldı.

Özgür Gündem gazetesine, bazı sayfalarında yer alan haber, yorum ve fotoğrafların “örgüt propagandası” yaptığı iddiası ile bir ay kapatma cezası verildi. Basım yerine baskın yapıldı, 24 Mart tarihli sayıya el kondu. 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin açıkladığı karar metninde gerekçe olan haber veya yazıların değil yalnızca sayfa numaralarının belirtilmesi dikkat çekti. İtiraz üzerine 30 Mart’ta yasak kaldırıldı.

Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi, Atılım gazetesinin “Newroz, isyan, özgürlük” manşetli 24 Mart sayısındaki haber ve fotoğraflarla “yasadışı örgüt propagandası” yapıldığı gerekçesiyle sayının toplatılmasına karar verdi. Gazetenin 2. ve 3. sayıları da “örgüt propagandasını yapmak” ve “silahlı eylemleri ve yöntemleri teşvik etmek” gerekçesiyle toplatılmıştı.

Özgür Gelecek Gazetesi’ne 13. sayısında yer alan “TKP/ML TİKKO Bölge Siyasi Komiseri ve Bölge Komutanı ile Röportaj” ve “Kavga okulu” haberleri nedeniyle 1 ay yayın durdurma cezası verildi.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi 16 Temmuz 2011’de aldığı kararla, aylık yayımlanan Yeni Demokrasi Gençlik Dergisi’nde yer alana yazılarda “suçu ve suçluyu övme” ve “yasadışı örgüt propagandası yapma” fiillerinin işlendiği gerekçesiyle derginin yayınını bir ay süreyle durdurdu.

 Süreli Yayınlara Para Cezaları

Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu, aylık mizah dergisi Harakiri’ye, “Türk halkını tembelliğe sevk ettiği” ve “evlilik dışı ilişkilere özendirdiği” gerekçeleriyle, dağıtım bedelinin yüzde 40’ı kadar para cezası kesti. Dergi yayın yönetmeni çizer Kutlukhan Perker, bağımsız bir yayın kuruluşunun 150 bin TL cezanın altından kalkamayacağını belirterek dergiyi kapattı. Derginin kadrosunda Can Barslan, Behiç Pek, Serhat Gürpınar, Atilla Atalay gibi yazar ve çizerler bulunuyordu.

 İşten atılan haberciler, köşe yazarları

Geçtiğimiz dönemde, çok sayıda basın mensubu haberlerinden, köşe yazarlarının yazılarından dolayı yaygın medyadaki işlerinden, hatta mesleklerinden uzaklaşmak zorunda kaldı. Nuray Mert, Banu Güven, Mehmet Altan, Cüneyt Ülsever, Ece Temelkuran, Özdemir İnce, Can Dündar ve Ruşen Çakır 2011 yılında iktidarın tepkisini aldıktan sonra baskıya uğrayan, işten ayrılmaya zorlanan, programları durdurulan, köşelerinden olan gazetecilerin sadece birkaçı. Bu durumdaki gazetecilerin sayısındaki artış endişeyle izleniyor.

İnternet Yayıncılığına yönelik Kısıtlamalar

Yayınlama özgürlüğü konusundaki kısıtlamalar, internet ile ilgili siyasi ve hukuki müdahalelerde de kendisini gösterdi. Elektronik Haberleşme Sektöründe Tüketici Hakları Yönetmeliği’nin hükümleri kapsamında Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunca (BTK) hazırlanan “İnternetin Güvenli Kullanımına Dair Usul ve Esaslar Taslağı” büyük bir kamuoyu tepkisine yol açtı. Bu taslağın internet üzerinden bilgiye ulaşma özgürlüğünü kısıtlarken sunduğu gerekçelerin, düşünce, ifade ve haber alma özgürlüklerine sekte vuracak nitelikte olduğu yorumu yapıldı. Üzerinde bazı değişiklikler yapılan taslak 22 Ağustos 2011’de yürürlüğe girdi. Usul ve Esaslar’da, internet kullanıcılarına farklı içerikleri filtreleyen farklı paketler isteğe bağlı olarak sunulurken, Bilişim Teknolojileri Kurulu’nun site kapatma yetkisi korundu.

İnternet sitelerine kapatma ve erişimi durdurma kararları

2007 tarihli ve 5651 Sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’a göre, internet sitelerine dava açılmadan da “koruma tedbiri” olarak mahkeme kararıyla erişim engellenebiliyor. Sitede yer alan bir yorum veya yazının şikayet edilmesiyle, mahkemeler tüm site içeriğini erişime kapattırma kararları alıyor. Bu tür uygulamalarla, geniş izleyici kitlesine sahip bazı sitelerdeki pek çok değerli içerik kullanıcılara yasaklanmış oldu. BTK 27 Mart’taki açıklamasında, kuruma internetteki içeriklere ilişkin 500 bin ihbar geldiğini, 110 bin site içeriğinin engellendiği bildirdi. İçerik çıkarma işlemlerinin yüzde 60’ının müstehcenlik, yüzde 20’sinin Atatürk aleyhine işlenen suçlar, kalan yüzde 20’sinin ise diğer hususlara ilişkin olduğu belirtildi.

Site kapatmaya karşı örnek bir dava, İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaman Akdeniz ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kerem Altıparmak tarafından açıldı. Playboy internet sitesinin kapatılmasına karşı açılan ve reddedilen dava Danıştay’a taşındı. Akdeniz, site kapatma kararlarında çoğunlukla “müstehcenliğin” gerekçe gösterildiğini, Playboy sitesinin pornografik içerikte olmadığını, kişilerin evindeyken hangi internet sitelerinden hangi bilgilere ulaşacağının özel hayatı ilgilendiren bir konu olduğunu belirtti.

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB), Türkiye’de gösterime girmeyen 2010 yapımı “A Serbian Film” adlı film hakkında otekisinema.com internet sitesinde yazılan bir eleştiri yazısını sansürledi. Siteye yollanan uyarı yazısında site yöneticilerinden içeriğe ulaşımının engellenmesi istendi. TİB, filmin turkcealtyazi.org adlı sitedeki sayfasına ulaşımını da engelledi. İçerdiği şiddet sahneleri nedeniyle dünyada tartışma konusu olan film Türkiye’de dağıtımcılarca satın alınmamıştı.

TBMM Başkanlığı’nın, TİB’in yasaklı listesinde yer almamasına rağmen, Kaos GL ve Lambdaistanbul web sitelerine erişiminin engellediği öğrenildi. Meclis binasından bu sitelere bağlanmak isteyen vekillerin karşısına, “sınırlı erişim”, “homosexuality” ve “çalışmalarınız için gerekliyse form doldurun” uyarıları çıktı. Bu sitelere girmek isteyenlerin kişisel bilgileri ve niçin erişim istediklerini bildirmeleri istendi.

Haber ve siyasi yorum sitelerine davalar

Basılı haber kaynaklarının üzerindeki kısıtlamalardan internet haber siteleri de payını alıyor. Yayınlanan haberlerin yanı sıra, okuyucuların haberlere yaptıkları yorumlar da site sahiplerine ve çalışanlarına karşı dava sebebi olabiliyor. Gerçekgündem.com haber sitesinde yayınlanan bir röportaj nedeniyle, röportaj yapılan TİHV Başkanı Şebnem Korur Fincancı ve sitenin Genel Yayın Yönetmeni Barış Yarkadaş, röportajda adı geçen Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu Başkanı Prof. Nur Birgen’in şikayetiyle, “kamu görevlisine basın yoluyla hakaret” suçlamasıyla yargılandı. Dava beraatle sonuçlandı.

Fırat Haber Ajansı’nın (ANF) internet sitesinin çeşitli uzantıları, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin aldığı “koruma tedbiri”, “pornografik içerik” gerekçeli ve gerekçesiz kararlarla erişime kapatıldı.

2010 yılında bir internet sitesindeki haberleri izinsiz kullandığı iddiasıyla yargılanan Batman Doğuş Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Recep Okuyucu ile ilgili iddianamede, yasaklı siteye giriş yapması delil sayıldı. Gazetenin bilgisayarlarında yapılan incelemede Okuyucu’nun Türkiye’den erişimi engellenen ANF sitesine girdiğinin belirlendiği, bu nedenle “örgüt propagandası” yaptığı iddiasıyla hakkında 5 yıl hapis cezası istendi. Okuyucu davadan beraat etti.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, Haber Vaktim, Beyaz Gazete, Aktif Haber ve Aktif Kulis sitelerinde sorumlu 6 kişiye gerçek olmayan bir videoyu yayınladıkları ve “kamu görevlisine hakaret” suçu işledikleri gerekçesiyle 2’şer yıl 4’er aya kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

“www.savaşkarsitlari.org” sitesinin yöneticisi Halil Savda’ya, başka bir sitede yayınlanan “Ağar: İddialar ve Ötesi” başlıklı yazıyı sitesine koyduğu için TCK’nin 125/2 ve 53. maddelerinden dava açıldı. Savda savunmasında, haberde yazılanların kendi iddia ve görüşleri olmadığını, yazının MİT kontr-terör dairesi eski başkanı Mehmet Eymür’ün mahkemedeki iddiaları ve MİT raporundan pasajlar içerdiğini, toplumun haber alma hakkı kapsamında bu bilgilere sitelerinde yer verdiklerini açıkladı.

 Sosyal medyada paylaşımlara dava

Sosyal medya kullanıcılarının sohbetlerinde ve yorumlarında geçen ifadeler dahi dava konusu olabiliyor. Türkiye’nin en popüler internet sitelerinden, yaklaşık 35 bin yazara sahip Ekşisözlük’teki yorumlar sıkça dava konusu oluyor. Kasım ayında bir Ekşisözlük yazarı Ahmet A.S.’nin Sözlük’teki “din saçmalığı” başlığı altına yazdığı yorum, hakkında “dini değerlere hakaret” davası açılmasına neden oldu. Sanığın 9 aydan 1.5 yıla kadar hapsi isteniyor. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencisi Mikail Boz da, Dekan Yusuf Devran hakkında Sözlük’e yazdığı eleştiri nedeniyle bir yarıyıl okuldan uzaklaştırıldı. Boz, hakaret niyetiyle değil demokratik bir üniversite fikriyle yazdığını söyledi.

Soysal paylaşım sitesi Facebook kullanıcısı 17 yaşındaki B.K. hakkında, Başbakan, TBMM Başkanı ile başbakan yardımcıları, bakan ve milletvekillerine hakaret ettiği iddiasıyla, “kamu görevlisine hakaret” maddesinden 2 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. B.K. savunmasında, art niyetinin olmadığını, bir yazarın köşe yazısından alıntı yaptığını, bunu yapmak suçsa milyonlarca insana dava açılması gerektiğini söyledi.

Sosyal paylaşım sitesi Facebook’daki hesabında 2010 yılında yazdığı sözlerle PKK propagandası yaptığı gerekçesiyle Adem K., Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen dava sonunda 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, Adem K.’nin sabıkalı oluşu, benzer mahiyette hakkında daha önceden de işlem yapılması, suçun işleniş biçimi, suçun konusunun ve önem değerini gerekçe olarak sundu.

İnternet engellemeleriyle ilgili raporlar

İnsan Hakları İzleme Örgütü 2012 raporunda, hükümetin tüm internet kullanıcılarının erişebileceği içerikleri zorunlu filtreleme planı olduğunu ancak kamuoyu, AGİK ve Avrupa Konseyi’nin tepkileri üzerine filtrelemenin isteğe bağlı hale getirildiğini, buna karşın pornografik içeriğin yanı sıra siyasi nedenlerle de 15 bin web sitesinin erişiminin engellenmesinin sürdüğünü belirtti. Bu durum ifade özgürlüğü ve bilgiye erişim açısından endişe verici kısıtlamalar olarak eleştirildi.

İnsan Hakları Ortak Platformu’nun “Türkiye’de İfade Özgürlüğü: Mevzuat ve Yargı Gözlem Raporu”nda, mevcut internet yasası ve 2011 tarihli Usul ve Esaslar’a dair sıkıntılara da değinilerek bazı tespit ve öneriler sıralandı:

Usul ve Esaslar’a dayanılarak, internet filtresi uygulaması devlet eliyle uygulanmakta, tek tip bir çocuk/aile düşüncesi dayatılmaktadır. Bu uygulama ifade özgürlüğü açısından kabul edilemez. Merkezi filtre uygulayan tek AGİT üyesi ülke Türkiye’dir.

İdare organları ve yargının erişim engelleme ve ihtiyati tedbir kararları alması AİHM’in “kanunla öngörülme” kuralına aykırıdır. 5651 Sayılı Kanun yürürlükte olduğu sürece engelleme yalnızca Kanunun 8. Maddesinde sayılan suçlar ve Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında yapılabilmelidir. Kanunu bulunmadan ifade özgürlüğüne müdahale AİHS’nin 10/2. maddesinin ihlali anlamına gelir. İnternet erişiminin engellenmesine imkân veren şu yasaların ilgili hükümleri değiştirilmelidir: Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun, Türk Ticaret Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu, Türk Medeni Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun, Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun, Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname.

Engelleme kararlarında site engelleme gerekçeleri yazılmamakta, süreç gizli tutulmakta, içerik sağlayıcılara web sitelerinin hukuka uygunluğunu ileri sürme fırsatı verilmemekte, sadece belirli bir içeriğe değil tüm sisteme erişim engellenmektedir. Bu uygulamalar insan haklarına, Anayasaya ve AİHM kriterlerine aykırıdır.

Amacı çocukları korumak olduğu halde herkese sansür uygulanmasının dayanağı olan 5651 Sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmalı; dört temel ilke gözetilerek yeni bir internet düzenlemesi yapılmalıdır: Uluslararası insan hakları hukuku ilkelerine uygunluk, ifade özgürlüğü ve haberleşmenin gizliliğine saygı.

Hukuka aykırı ve zararlı içeriklerin yol açtığı ilkesel sorunlara farklılıklarına göre hukuki ve teknolojik cevaplar bulunmalı; çocukların ile yetişkinlerin pornografik içeriğe erişimi farklı şekilde değerlendirilmelidir.

Hak sınırlandırmalarının kanunla belirlenmesi, orantılı ve demokrasinin gereklerine uygun olması; saklanması, okunması ya da görüntülenmesi suç sayılmayan içeriğin, internet içerik düzenlemesine konu edilmemesi gerekir.

Resmi Açıklamalar

Başbakan Erdoğan, 2009’dan bu yana 7748 kişinin gözaltına alındığı, 3895 kişinin de tutuklandığı KCK operasyonlarına yönelik Türkiye’de ve dünyada yükselen tepkileri ‘teröre destek ve hizmet’ olarak değerlendirdi. Başbakan konuşmasında, “KCK’nın nereye vardığını bilmeden ve bu işin içerisinde kimlerin ne tür rol üstlendiğini bilmeden yaptığınız açıklamalar, ister medyada olsun, ister şurada, ister burada olsun; nerede olursa olsun teröre destektir, teröre hizmettir” ifadesini kullandı.

İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, 26 Aralık 2011 tarihli açıklamasında yeni bir “terör” tarifi yaptı. Bakan terörün sadece dağdan, silahtan ibaret olmadığını söyleyerek, “Psikolojik  terör var, bilimsel terör var. Terörü besleyen arka bahçe var. Bir başka ifadeyle propaganda var, terör propagandası var” dedi. Bakan’ın sanatçıları, yazarları, üniversiteleri ve sivil toplum kuruluşlarını da ‘teröre destek’ vermekle suçlayan şu ifadeleri tepki topladı: “Neyiyle veriyor? Belki resim yaparak tuvale yansıtıyor, şiir yazarak şiirine yansıtıyor; günlük makale, fıkra yazarak oralarda bir şeyler yazıp çiziyor. Hızını alamıyor, terörle mücadelede görev almış askeri, polisi doğrudan çalışmasına, sanatına konu yaparak demoralize etmeye çalışıyor. Terörle mücadele edenle bir şekilde mücadele ediliyor, uğraşılıyor. Terörün arkadan dolanarak arka bahçede yürüttüğü faaliyetler ki arka bahçe İstanbul’dur, İzmir’dir, Bursa’dır, Viyana’dır, Almanya’dır, Londra’dır, her neyse, üniversitede kürsüdür, dernektir, sivil toplum kuruluşudur.” Sanatsal üretimi terör kapsamına sokan bu açıklamaya karşı çok sayıda sanatçının imzaladığı ortak bir mektupla Bakana “ya sanatı topyekûn terör kapsamına alması ya da istifa etmesi” çağrısı yapıldı.

Genelkurmay Başkanlığı, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde açıklama yaparak TSK’nın haber, iddia ve yorumlarla yıpratılmaya çalışıldığını ileri sürdü. Açıklamada, basın ve ifade özgürlüğünün istismar edilerek, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) tahrik edilmeye çalışıldığı iddia edildi.

Mayıs ayında, Türkiye-Afrika Medya Forumu’nun kapanışında konuşan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, tutuklu gazetecilerle ilgili, “Türkiye’de yazdığından çizdiğinden dolayı hükümlü olan bir iki gazeteciden bahsedebilirsiniz ama yüzlerce binlerce kişi var derseniz sizin aklınızdan zorunuz var demektir” diye konuştu. Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış ise bir soru önergesine verdiği yanıtta tutuklu gazeteci sayısının 92 olduğunu açıkladı. Bağış, tutuklu gazetecilerle ilgili daha önce sarf ettiği “tecavüzden yargılananlar var” şeklindeki sözlerini de, “adi suçlardan yargılananlar olduğunu kast ettim” diye düzeltti.

CHP İstanbul Milletvekili Oktay Ekşi, Terörle Mücadele Kanunu’nun 6 ve 7. maddelerinin yürürlükten kaldırılması için Meclis Başkanlığına kanun teklifi sundu. Teklifin gerekçesinde, terörle mücadele için çıkarılan yasaların amacına ulaşmadığı, TMK’nİn 6 ve 7. maddelerinin medya mensuplarına eziyet ettiği savunuldu. Gerekçede, 6. maddenin ‘terör örgütünün hangi kişilere karşı suç işleyeceğinin kamuoyuna haber verilmesini’ ve ‘terör örgütü bildiri ve açıklamalarını basma ve yayınlama’yı suç sayması, ‘terörle mücadelede görev almış kamu görevlilerinin hüviyetlerini açıklamayı ve yayınlamayı’, ‘bu yolla hedef göstermeyi’ bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasını gerektiren suç kabul etmesine dikkat çekildi. 7. maddede ise, ‘terör örgütünün propagandasını yapan kişiyi’ cezalandırma hükmünün TCK’deki aynı amaca dönük hükümler nedeniyle gereksiz olduğuna, ‘suçun işlenişine iştirak etmemiş olan’ basın ve yayın organı çalışanlarını da bin günden 10 bin güne kadar adli para cezası hükmünün ise ‘cezanın şahsiliği’ ilkesine aykırı olduğuna dikkat çekildi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Yayıncılar Birliği de TBMM’nde Gurubu bulunan Partilere ve TBMM Başkanlığı’na başvurarak Ekşi’nın teklifinin acilen gündeme alınmasını ve TMK’nun acilen kaldırılmasını talep etti.

AİHM Kararları

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Hrant Dink’i ve Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesini konu alan makalesi nedeniyle 301. maddeden yargılanan tarihçi Prof. Dr. Taner Akçam’a  ilişkin kararında, bu maddede yapılan son değişikliklerin yeterli olmadığı, dava açılma riskinin devam ettiği sonucuna vardı. Kararda, 301. madde temelinde açılacak ifade özgürlüğü davalarının Adalet Bakanlığı iznine bağlı olması da eleştirilirken, yasanın yorumunun hükümet veya politika değişiminden etkilenebileceği, Bakanlığın dava taleplerini değerlendirirken net kriterlere sahip olmadığı ve uygulamanın Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Beyannamesi’ne uygun olmadığı ifade edildi.

AİHM, gazeteci Erbil Tuşalp ile ilgili davada da Türkiye’ye “ifade özgürlüğünü ihlal”den tazminat cezası verdi. Tuşalp, Birgün gazetesinde yayımlanan ve Başbakan Erdoğan’ı eleştiren “İstikrar” ve “Geçmiş Olsun” başlıklı iki makalesinden dolayı 10 bin TL maddi tazminata mahkûm edilmişti. Tuşalp’ın şikâyetiyle 2008 yılında açılan davada AİHM Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ifade özgürlüğüyle ilgili 10. maddesini ihlal ettiği, ‘incitici vurguların siyasette eleştiri sınırı içinde olduğu’ gerekçeleriyle Türkiye’nin Tuşalp’e 5 bin Avro para cezası ödenmesine karar verdi.

Uluslararası Raporlar ve Açıklamalar

Türkiye’ye gelen Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nı (AGİT) Medya Özgürlüğü Temsilcisi Dunja Mijatovic, Türkiye’de pek çok gazetecinin suçsuz yere cezaevinde olduğunu, AGİT olarak tutuklu gazetecilerle ilgili veri tabanı yayınladıklarını açıkladı. Bilgi akışının özgür olması, bilgiye erişim, haberleşme özgürlüğünün önemine vurgu yapan Mijatovic, “Basın özgürlüğünü savunuyoruz ve somut çözüm önerileri için Türkiye’deyiz. Kanunu tamamen kaldırıp yeni kanun düzenleme söz konusu olmasa da madde değişiklikleri talebimiz var” diye konuştu.

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri ve delegasyonunun 10-14 Ekim 2011’deki Türkiye ziyareti sonunda hazırladıkları, Ocak 2012 tarihli Hammerberg Raporuaçıklandı. Türkiye’de adalet yönetimine ilişkin uzun süredir devam eden sorunlar olduğu belirtilen raporda, ilerlemeyi engelleyen faktörler arasında hâkim ve savcıların devleti korumayı insan haklarını korumanın üstünde tutan, 1982 Türk Anayasası’nın ruhuyla bağlantılı tutum ve uygulamaları sayıldı. Yasal sorunların ele alındığı raporda; “Tutukluluğun hukukta istisnai durum olduğu netleşmeli, tutukluluk süresinin sınırları azaltılmalı, tutuksuz yargılama alternatifleri teşvik edilmelidir” denildi.

Raporda ayrıca, “Terörizm ve bir suç örgütüne üyelikle ilgili bazı suçlar geniş tanımlanmakta ve yorumlanmaktadır. Terörist eylemler ile düşünce, ifade, toplantı ve dernek özgürlüğü hakları kapsamına giren eylemler arasındaki sınırı ilgilendiren AİHM içtihatları konusunda dikkat edilmelidir. Özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin kaldırılması düşünülmelidir. Hâkimler ve savcıların bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin olarak yürütmeden bağımsızlık güçlendirilmeli, yargı bünyesinde iç demokrasigeliştirilmelidir” görüşlerine yer verildi.

2012’nin ocak ayında Türkiye’ye gelen Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammerberg, düşünce ve ifade özgürlüğüyle ilgili sorular üzerine, KCK davasının TMK’deki “terörizm”, “yasadışı örgüt üyeliği” kavramlarının yanlış kullanımını işaret ettiğini, eleştiri yapmanın “terörizm” ya da “teröre destek vermek” olarak algılanabildiğini belirtti. Hammerberg, “Türkiye, Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında en çok gazetecinin hapiste olduğu ülke. Gazetecilerin terörle ilişkisi gerekçelendirilemiyor. Buna kanıt olarak gösterilenler incelendiğinde, gazetecilerin yazdıkları nedeniyle hapishanede olduğu izlenimi doğuyor” diye konuştu.

 Uluslararası Af Örgütü, nisan ayında Taksim Meydanı’nda basın açıklaması düzenleyerek Türkiye’de ifade özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılmasını talep etti. Açıklamada, Türkiye’de öğrenciler, akademisyenler, gazeteciler ve birçok bireyin TCK’nin çeşitleri maddeleri uyarınca gözaltına alınıp tutuklandığı hatırlatıldı. “Terörle mücadele mevzuatı kapsamında gerçekleşen, adil olmayan yargılamaları sona erdirmelerini istiyoruz. Terör suçu tanımını özellikle yasallık ve yasal kesinlik ilkeleri olmak üzere uluslararası standartlar ve normlara uygun bir şekilde belirlemeleri için çağrıda bulunuyoruz” denildi.

Uluslararası Af Örgütü, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde 2012’nin ifade özgürlüğü karnesini çıkardı. Raporda, Türkiye’de de gazetecilerin muhalif fikirleri bastırmak amacıyla keyfi biçimde uygulanan yasalarla gözaltına alındığı, tutuklandığı, TCK’nin 216. Maddesinin ifade özgürlüğü hakkı kısıtlayan tanımlara sahip olduğu, TMK’de terörizmin tanımı fazlasıyla geniş, muğlak ve ayrıca uluslararası insan hakları hukukunun gerektirdiği yasal kesinlikten yoksun olduğu dile getirildi.

Uluslararası Af Örgütü 2012 Yıllık Raporu’nda; “Söz verilen anayasal ve diğer yasal düzenlemeler gerçekleşmedi. Aksine, ifade özgürlüğü hakkı tehdit edildi ve göstericiler artan polis şiddetiyle karşılaştı. Kusurlu terörle mücadele yasaları kapsamında yapılan binlerce kovuşturma adil yargılama standartlarını yakalayamadı. Bireylerin ifade özgürlüğü hakkını tehdit eden çok sayıda dava açıldı. Özellikle, eleştirel gazeteciler, Kürt siyasal aktivistler ve diğerleri Türkiye’deki Kürtlerin durumu hakkında konuştuklarında ya da silahlı kuvvetleri eleştirdiklerinde haklarında haksız davalar açılmasını göze almış oluyorlardı. Ceza hukukundaki birçok madde kapsamında açılan davalara ek olarak, ifade özgürlüğünü tehdit eden çok sayıda dava terörle mücadele yasaları kapsamında açıldı. Kasım ayında internet sitelerinin keyfi sınırlanması gibi endişeleri arttıran yeni düzenlemeler yürürlüğe girdi” denildi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü 2011 Dünya Raporu’nu Ocak 2012’de yayınladı. Raporun Türkiye bölümünde;“Türkiye’de terörizmin aşırı geniş tanımlanması nedeniyle, haklarında terörizme destekte bulunduğuna veya şiddet içeren etkinliklere katıldığına dair çok az delil bulunan bireylerin üzerine rastgele terörizm suçları yüklenmektedir. Savcılar bireyleri sıklıkla şiddet içermeyen konuşmaları ve yazıları nedeniyle yargılamaktadır. Siyasetçiler kendilerini eleştirenlere hakaret davaları açmaktadır. Mahkemeler ifade özgürlüğünü koruma mecburiyetini yeterince göz önüne almadan mahkumiyet kararları vermektedir” değerlendirilmesi yapıldı.

Raporda, AKP hükümetini darbeyle devirmeye çalışan yasadışı Ergenekon örgütüne üyelik suçlamasıyla aylarca tutuklu kalan gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener’in haklarındaki tek delilin şiddet içermeyen yazıları, Şık’ın yayınlanmamış kitap müsveddesi olduğu belirtildi. Kasım ayında akademisyen Büşra Ersanlı ve yayıncı Ragıp Zarakolu’nun da, 2009’da başlayan ve 2011’de yoğunlaşan, Barış ve Demokrasi Partisi’nin yasal siyasi etkinliklerini bastırma sürecinin parçası olarak tutuklandıkları, örgüt üyeliği iddiasıyla Ersanlı ve Zarakolu’nun yanı sıra yüzlerce dava-öncesi tutuklama yapıldığı ve binlerce kişinin terörizm suçundan yargılanmakta olduğu, Diyarbakır’daki davada sanıkların 22 aydır tutuklu bulunduğu ifade edildi.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün (RSF) 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde açıkladığı 2011 verilerine göre, “En çok gazetecinin hapiste olduğu ülkeler” sıralamasında da Türkiye ilk beş ülke arasında yer aldı. Listedeki diğer ülkeler, İran, Eritre, Çin ve Suriye. RSF “Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi”ne göre basının en özgür olduğu ülkeler Finlandiya, Norveç ve Estonya. Bu listede Türkiye Afganistan, Pakistan ve Irak’ın önünde, 148’inci sırada yer aldı. Raporda, Türkiye’de Ergenekon, Devrimci Karargah ve Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) davaları nedeniyle onlarca gazetecinin tutuklandığı bilgisine yer verildi.

PEN Türkiye Merkezi, Türkiye Yazarlar Sendikası, Çevirmenler Meslek Birliği ve Türkiye Yayıncılar Birliği 15 Mart 2012’de ortaklaşa düzenledikleri “12’den 12’ye Düşünce ve İfade Özgürlüğü”konulu sempozyumda hapisteki gazeteci, yazar ve yayıncıların, işsiz bırakılan gazetecilerin durumlarına dikkat çektiler. Toplantıda Uluslararası Yayıncılar Birliği’ni (IPA) temsilen yazar ve yayıncı William Nygaard ile Uluslararası PEN’i temsilen Norveçli yazar Eugene Schoulgin konuşmacı olarak yer aldılar. Sempozyum Sonuç Bildirgesi’nde yazar, çevirmen, eleştirmen ve yayıncı kuruluşları ve meslek birlikleri (Bilim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (BESAM), Çevirmenler Meslek Birliği (ÇEV-BİR), Edebiyat ve İlim Eserleri Sahipleri Meslek Birliği (EDİSAM), Kürt Yazarlar Derneği (KYD), Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği (OYÇED), Dünya Yazarlar Birliği PEN Türkiye Merkezi, Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi (TEB), Türkiye Edebiyatçılar Derneği (TED), Türkiye Yayıncılar Birliği (TYB), Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS), Çeviri Derneği, Düşünce Suçuna Karşı Girişim) “Türkiye’de birer yıldırma aracı haline getirilen tutuklamalara son verilmesini, tutuklu yazar ve gazetecilerin derhal tahliye edilmesini, 301 ile TMK (Terörle Mücadele Kanunu) gibi bütün anti-demokratik yasa ve uygulamaların kaldırılmasını, Türk Ceza Kanunu ile Basın Kanunu’nda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygun düzenleme yapılarak yazar, gazeteci ve akademisyenlerin tutuksuz ve âdil yargılanmalarını” talep ettiler.

İnsan Hakları Ortak Platformu, iddianame ve mahkeme kararlarının incelendiği 15 Mayıs 2012 tarihli “Türkiye’de İfade Özgürlüğü: Mevzuat ve Yargı Gözlem Raporu”nda çeşitli tespitlerde ve önerilerde bulundu. Raporda; “TMK ve TCK’nin bazı maddeleri hem açıklık, netlik, kesinlik hem de öngörülebilirlik açısından sorunludur. Düşünceler açısından şiddet unsuru içermeyen genel propagandayı yasaklayan, basın yoluyla işlenen suçlarda ceza artırımı ve hakaret suçlarına ilişkin hükümler AİHS ve AİHM standartlarına uyumsuzdur. Basının haber verme işlevi, halkın haber alma, bilgiye ulaşma hakkı ile basın yayın organlarının ve mensuplarının haber ya da bilgiyi iletme hakları ceza tehdidi altındadır. Hakaret ve iftira suçları düşüncenin açıklanmasıyla ilgili ve özel hukukun konusu oldukları halde, ceza kanunlarında yer almaktadır. Kamu kurum ve görevlilerine yönelik ifadelerin ceza tehdidi altında tutulması oto sansürü artırır. ‘Müstehcenlik’ kavramı yasada tanımlanmamıştır, neden suç teşkil ettiği veya etmesi gerektiği anlaşılamamıştır” tespitleri yer aldı.

Raporda; TMK’nin tümüyle yürürlükten kaldırılması, özel yetkili mahkemelerin kaldırılması ya da sakıncalı bulunan maddelerin yürürlükten kaldırılması/değiştirilmesi, RTÜK Kanunu’nun, Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun’un, Basın Kanunu’nun bazı maddelerinin değiştirilmesi, Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu yürürlükten kaldırılması ve bütün olarak uluslararası insan hakları hukukuna ve ifade özgürlüğü hakkına saygılı bir düzenleme yapılması talep edildi. TCK’nin 301. ve 318. maddelerinin kaldırılması ve 125, 132, 134, 215, 216, 217, 218, 220, 257, 273, 283, 285, 288, 299, 305, 314, 327, 329, 334, 336. maddelerinde değişiklikler yapılması; gazetecilik faaliyeti nedeniyle hapis cezası yerine para cezalarının öngörülmesi ve basın yayın yoluyla işlenen suçlarda ceza artırımının kaldırılması istendi.

 Türkiye’deki basın özgürlüğüne karşı sert koşullardan dolayı Avrupa Gazeteciler Federasyonu’nun davetiyle 22-24 Kasım 2011’de Türkiye’yi ziyaret eden uluslararası grubun gözlemlerinin aktarıldığı Avrupa Gazeteciler Federasyonu 2011 Raporu açıklandı.

Türkiye’deki basın özgürlüğünün kötüleşen durumuyla ilgili bilinç yükseltmek için Avrupa Komisyonu, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Konseyi ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatına gönderilen raporda, resmi yetkililerin tutuklu gazeteciler ve gazetecilere yönelik davalarla ilgili net sayılar vermeyi reddettiğini, gazeteci birliklerinin verdiği sayıların ise resmi açıklamalarda düşürüldüğü, bu nedenle Avrupa Birliği’nden gelecek bağımsız bir ekibin yaratılması gereği belirtildi.

Uluslararası Grup görüşme ve gözlemlerini aktardığı raporunun sonucunda şu tespit ve talepler yer aldı: “Türkiye’de basın özgürlüğü bugüne kadar olduğundan daha büyük bir tehlike altındadır. Gazetecilerin ve ifade özgürlüğü örgütlerinin tespitlerine göre, Avrupa’daki en yüksek tutuklu gazeteci sayısı Türkiye’dedir. Gazeteciler aleyhine TMK ve TCK maddelerine göre açılan davaların düşmesi için yasal değişiklikler yapılmalı; tutuklu gazeteciler acilen serbest bırakılmalıdır.”

Sonuç…

Türkiye Yayıncılar Birliği’nin yıllardır takip ettiği ve raporladığı, yayıncılık alanında düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik engeller 2012 yılında da çeşitli hukuki ve siyasi uygulamalar eşliğinde sürmektedir. Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’nun belirli maddeleri toplumda ve devlet nezdinde genel kabul görmeyen, eleştirel düşüncelerin sözlü veya yayın yoluyla ifade edilmesinin önünü ağır suçlamalar, cezalar, uzun ve zorlu soruşturma ve dava süreçleriyle kesmektedir. Bu tutumla otosansür mekanizması beslenmekte, yazarların, yayıncıların ve gazetecilerin özgür düşünme ve ifade etme hakları açık ve örtük baskı yapılarak ellerinden alınmaktadır. Türkiye’de düşünce, ifade, basın ve yayınlama özgürlüğünün sağlanabilmesi için öncelikle bu kanun maddelerin kaldırılması veya içlerinden haksız suçlamalara zemin hazırlayan belirsiz ifadelerin çıkarılması gerekmektedir.

Öte yandan, hatırlamakta fayda vardır ki, 5. Türkiye Yayıncılık Kurultayı Sonuç Bildirgemizde de belirtildiği gibi, düşünce ve ifade özgürlüğü ve onun kardeşi sayılan yayınlama özgürlüğünün yerleşik değerler haline gelmesi ancak toplumun ve devletin otoriter eğilimlerden topyekun sıyrılması, demokratik çerçevenin tüm bireylerin ve kurumların zihninde yerleşmesiyle mümkündür. Düşüncelerimizi sınırlarla hapsedilmeden, özgürce paylaşabileceğimiz bir gelecek dileğiyle…

Türkiye Yayıncılar Birliği

Yayınlama Özgürlüğü Komitesi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: