Bir öyküden parçalar 4 – Kuş

“Kuş” dedi… “Nerdesin, özledim seni…”

Böyle başlardı benim nasıl olduğumu soran mesajları. Uçacağımı hiç düşünmediğinden eminim. Bugünden bakınca, belki de süren tedirginliği, çok yorulduğumda çekip gideceğimi bilmesindendi, diye düşünürüm. Çünkü bugüne kadar hep öyle olmuştu, biliyordu. O zamanlar bir bulutun üzerinde iki kuş olurduk bazen, bazen de sözcükleri aşan bir sevgi hali belirirdi aramızda. Birbirimize dönük yaşam enerjimiz, gözleri takılan en mutsuzu bile güldürürdü.

Yollarımız neden kesişmişti, neden beni özellikle yanaşmak için seçmişti, bugün bilemiyorum; türlü aklımda nedenler olsa da. Ona sevgimi sözcüklerle belli etmeyi sevmezdim hiç, belki ufak tefek hediyeler, onu düşünüşler, sadece onun hayatında dağınık bir yer varsa onunla barışmasını sağlamak için elimden geleni yapardım.

Hayatım boyunca oldum olası aşkın fazla gösterimden de ürktüm.

Sezgilerimde haklıymışım, çünkü aşkın bir hamlede nefrete dönüşmesi işten bile değil. Kadınlar her konuda olduğu gibi aşk konusunda da çok şanslı değillerdir, o kadar kolay aşık olmaz, olduğunu sanan belki sadece sever. Yaşam bize bu şansı bir kaç kere bahşeder, tutkunun getirdiği sonlar bazı hayatlara mal olur, sadece zamanın ve duygunun kaybolmasına belki de sevinmek lazım… Darmadağın olan dostlukları da hayatın bir cilvesi sayarım. Olan hep olur, olmayan zaten hiç olmamıştır. Bedelleri de herkes kendi hayatında bir şekilde öder…

Ani bir terk ediş, ani bir bırakış, ani bir vazgeçiş – zorunlu vazgeçişler… Bir taraf için aniden bıraktığını sandığın bir yerde olmama hali… Böyle zamansız hallerde bakışlar sertleşir, en derin ve en içten aşk sözcükleri, hesaplı nefret kusmalarına dönüşürdü. Nefret bitince de, yerini bir öç alma duygusu alırdı. Bana bunu nasıl yapar diyen kişi, kendi egosunu büyütüp, diğerini yermenin yollarını bulunurdu. Aşktan ani vazgeçişlerin bedeli de buydu çünkü… Sevgiyle nefret arasındaki o derin uçurum, insanı en çok eksilten ve en çok çoğaltandı çünkü.

Bugün, bir dönem yakılan sigaralar söndü, hayat olması gerektiği şekilde akmaya devam etti. “İnsan en çok kendini ayrılırken belli eder” demişti bir sevdiğim. O ruhun en çıplak halindeki nefretleri ve yaşantıları belli edişler, araya giren patikaları yardı ve her şey hiç olmamışça silindi gitti.

Bugün aklımda lise yıllarımdan kalma bir şarkı… Ben kendi yoluma gideceğim, güneş kendi yolunda, dedi Hüsnü Arkan.

Ardımızda kocaman kahkahalar, derin kıskançlıkların izleri, sözleri bugüne sarkan dostların çalkanışları, uzun asfalt kıvrımlı yollar ve bir de turunç ağaçları kaldı, o temiz havanın içinden tüm kötülükleri silerek burnuma doldu.

Telefonum çaldı,karşımdaki numara görünmüyordu, sessiz bir soluk doldu kulaklarımdan içeri. Gözlerim doldu, sildim, yoluma devam ettim.

Her zamanki gibi.

Bırak uyusun şu deniz kanatlarının altında
Gel gezmelere gidelim biz bulutların asfaltında
Hiç yaşamamışız gibi olacak sonunda
Ben kendi yoluma gideceğim güneş kendi yoluna

Bu ufak parça parça öykü, belki bir gün, yeniden bir araya gelir, belki de şehre bir film gelir. Hayat bu, bizlerin ne zaman nereye ve hangi duyguya gideceği belli olmazdı ki hiç.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: