Bir öyküden parçalar 4: hikaye yazarı

Uzunca bir aradan sonra hayatın dönemeçleri üzerine yeniden düşünmeye başladım. Öyle bir buz fırtınası esiyor ki bazen; sen neredesin hayat nereden akıyor insan tüm izleğini kaybediyor. Geçmişin güzel anlarının insanın damağında bıraktığı kekremsi tadın üzerinden uzunca yutkunmalar gerekiyor.

Bu bir aşk yazısı değil. Belki de öyle olmalıydı. Belki de öyleydi; bilmem ki bugün. Satırların nereye varacağını bilemediğim gibi bazen.

Nefesime çektiğim sigara dumanı; düşündürtüyor tüm bunları; karman çorman anı adacıkları gözümün içinden geçerken. Fonda bir şarkı çalıyor, yazarken; adı bende saklı olsun bugün…

Onu düşündüm. Aklıma zaman zaman düşüyor. Neden beni bu kadar yorduğu üzerine düşünüyordum sıklıkla. Geçmişte kalması gereken her durum neden günüme taşınıyordu? Geçmişte bırakmamız gereken anılar; bugünün ortasına, hayatın ortasına hoyratça oturuyordu?

Belki de tüm yazacaklarımdandı, benim geçmiş yaşananlara bakışım o hikayenin de özetlemesini gerektiriyordu. Bugüne devam etmek için, dünü geride bırakmak gerekirdi.

Hayatta herkese hikaye yazmayı çok severdi. Hala sever mi, bugün bilemiyorum. Bir hikaye yaratır; ona inanır, etrafındakileri inandırmaya çalışır ve o hikayelere de aslen sahte olan düşmanlar yaratırdı. Hayatta herkes ona azılı düşman, o herkesin en büyük eleştirmeniydi ama herkes ile de iyi geçinirdi, nasılsa… Normal insanlardan bir farklılığı da buydu belki de; diğer insanlar üzerine hikaye yazma veya uydurabilme veya onu oynama becerisi… Uzunca bir süre bu hikayeler, olmayan düşmanlar ile beraber, hayatının temeline otururdu. İnsanların bir açığını bir de iyi yanını bulmayı iyi bildirdi. Açığını bulunca işine göre saldırır, duruma göreyse ona bir ağ örerdi; içine romansın ya da nefretin bezeli olduğu.. Belki de, becerilerinden biri buydu; sakince otururken kendine düşman hedefler seçip kendini mutsuz edebilmek… Sonra kendi kendine etrafını da inandırmaya çalışarak yeldeğirmenlerine karşı savaş açardı. Yarattığı hayali düşmanların kendi belleğindeki izi hayaliydi; düşman değişir, insanlar, ortamlar değişir ama hayatı aynı boz bulanık su gibi akmaya devam ederdi. . Kendi dramını, kendi hoyratlığıyla da yaratırdı.

Aşk tüm bu karman çormanlığın içinde sadece bir söylemdi, belki de… İçinde başka bir hikaye yaşayabileceği bir araç ama yıkarak ve dökerek..

roadtrip-sunset

Zamanın damıttığı türlü duygu var… Aşk, sevmek, nefret, kıyamamak, önemsemek, kaybetmek, unutmaya çalışmak… Hayatın bazı anlarının yakıcılığı belki bu duyguların arasında saklanıyor. Ve tüm yangınlar, bilinmezlikler kaybolup gidiveriyor. Zamanın hafızaya çakan küçük anları küçücük yıldızcıklara dönüşüyor.

Uzunca bir süredir başka bir yolda seyrediyorum. Yıldızcıklar kaybolup gidiveriyor; yolun kıvrımlarını döndükçe hayat gülümsemeye devam ediyor; inanmıyorsun başta ama bir bakıyorsun mutlusun; mutluluk geleceğini bildirmeden, fark ettirmeden yoluna çıkıvermiş… Kötü anıların izi ise zihinde kaybolmaya başlamış…

Onu görmeyeli uzunca bir zaman oldu. Önceleri sıklıkla gelen haberleri, ortamı onun tacizleri nedeniyle zorunlu terk edişimin ardından seyrekleşti; iyi ki… Yine de ondan en son haber taşındığında başka bir hayal dünyası, muhtemel farazi başka düşmanlar içinde debelenmeye devam ediyordu. Belki de kadınları yine mektuplarıyla aşık etmeye çalışıyordu; belki de hediyeleriyle; belki de hayatta yaşadığı acılardan bir şeyler öğrendiyse olgunlaşma yolunda adımlarını atıyordu… Keşke öyle olsaydı… Yaşattığı onca acıya, çevresine verdiği onca zarara rağmen toparlanabilmeyi başarabilseydi keşke. Hayat bir anda o değişimi kaldıramıyordu. Zaman gerekiyordu tüm bunlar için. O muhtemel ki, kendi dağınıklığından besleniyordu.

Tüm bunları yazmayı düşünmezden az evvel Pablo Neruda çıktı kütüphaneden. İnce sırtlı bir kitabıyla; Kara Ada Şiirleri…

Yitik Mektuplar’ı başlıklı şiirin ortasından bir karanfil dokulu ayraç çıktı. Gözüm ayracın açtığı yerlerdeki dizelere takıldı ister istemez…

Tüm bunların içinde, neredeydim? Sadece bir öyküden parçaları aktaran bir hikaye yazarıydım… Öykü daha tamamlanmadı; her bir öykücük bütünü oluşturuyordu…

Belki Neruda benim dilime bugün, bir tercüman.

“Benim için yazdıkları ne varsa

görmez gibi okuyorum geçerken,

bana yöneltilmemiş gibi haklı ya da kıyıcı sözler.

Yadsıdığım falan yok iyi gerçeği, kötü gerçeği,

bana sunmak istedikleri elmayı da

almış bulunduğum zehirli gübreyi.

Başka şeyden söz ediyorum.

Tenimden saçlarımdan,dişlerimden,

yandığım şeyden mutsuz saatlerde:

gövdemle gölgemde söz ediyorum.

…..

böylece, üzüntü içinde,okuyorum

üzüntüden daha iyisinin belki de

görünmeyenle ilişki kurmak,

onun öfkesi ya da ondan haber gelmesi olduğunu.

Ama biliyorum ki bütün bu sözler ayırabilecekti beni yalnızlıktan.

Hiç durmadım üzerlerinden geçtim

kızmadan kendime, yadsımadan kendimi,

sanki bunlar yazılan mektuplarmış gibi başkalarına,

ama bana benzeyen hem de uzak olanlara benden,

evet, yitik mektuplar…”

Bir öyküden parçalar: 1

Bir öyküden parçalar: İki

Bir öyküden parçalar 3: “Yüzünde yaşam izleri vardı”

Not: Uzun bir aradan sonra gece notlarıyla yeniden yazıya başladım; saatli maarif ile güne bakmaktan sıkılmış olabilirim…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: